Biz unutsak da deprem kendini unutturmuyor. Ha bire irili ufaklı sallantılarla ‘ben burayım’ mesajı veriyor.
Peki bu ülkeyi yönetenler, yani tedbir alması gerekenler ne yapıyor?
Onlar ancak bu tip felaketlerde partnerleri olacak muhalif belediyelerle kavga ediyorlar.
Bırakın depreme direnç göstermeyi, oluşan direnci de yok ediyorlar.
Geçenlerde ilginç bir haber gördüm, olası savaş ve saldırılara karşı önlemler alan ülkelerden örnekler veriliyordu.
Küçük bir ihtimal dahi olsa gelebilecek risklere karşı nasıl tedbirler aldıklarını okudum, gördüm, şaşırdım, hayıflandım.
Bu ülkeler, İskandinav ülkeleri, Finlandiya ve İsveç. Yani Erdoğan’ın “Tutturmuşlar EYT, erken emeklilik. İskandinav ülkeleri böyle battı. Beni asla bu yola teşvik etmeyin” diyerek kötüye örnek gösterdiği ülkeler…
O zaman da yazmış, batmak buysa bırakın biraz da biz batalım demiştim.
Neyse bu konuyu fazla uzatmayayım da bir yeriniz şişmesin!
Mevzu felaket risklerine karşı alınan tedbirler…
Malumunuz Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girme planları Rusya yönetimini öfkelendirdi ve onlar da olası Rus saldırısına karşılık önlem aldılar.
İngiltere’nin çok okunan gazetelerinden Daily Telegraph, sığınaklara girerek “lüks” yapıları inceledi.
Yaklaşık 5.5 milyon nüfuslu ülkede 54 bin farklı noktada bulunan sığınaklar 4.4 milyon insanı barındırma kapasitesine sahip.
Yalnızca 650 bin nüfuslu başkent Helsinki’de 900 bin kişi kapasiteli 5500 sığınak bulunuyor.
Ülke yasalarına göre 1200 metrekareden büyük tüm yapılarda sığınak bulundurulması zorunluluğu var.
Finlandiya hükümetinin ise ayrıca inşa ettiği 44 savaş sığınağı bulunuyor. Barış zamanlarında kamusal alan olarak hizmet veren bu mekânlar 72 saat içerisinde tam işlevli sığınaklara dönüştürülebilecek şekilde tasarlanmış. Sığınaklar nükleer, biyolojik ve kimyasal saldırılara karşı da dayanıklı.
Sığınaklar güvenli olmasının yanı sıra insani şartları sağlayacak şekilde inşa edilmiş.
Yerin 25 metre altında bulunan spor merkezi, binlerce yatak ve insani malzemenin bulunduğu depolara ve hava filtreleme sistemlerine sahip.
Sığınaktaki insanların haftalarca hatta aylarca barınmasına yetecek kadar gıda ve su tedariki sistemi var.
Finlandiya’da açık hava sirenleri her ay test edilirken, olası bir savaş durumunda sivillerin sığınaklara sevki için de prosedürler var.
Olası bir saldırıda sığınaklara kabul edilmeyen evcil hayvanların barınaklara yönlendirilmesi bile planlanmış.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bırakın yer altında veya üstünde sığınaklar inşa etmeyi, deprem sonrası toplanılması için ayrılmış deprem sığınma alanlarını bile yok ediyoruz.
Dedim ya depremle değil, partnerleriyle mücadele ediyorlar. İşte örnek; Son depremden sonra mevcut durumu hatırlatan İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe bugün İBB operasyonu sebebiyle tutuklu.
En son şu uyarılarıyla iktidarın nasırına basmıştı;
İBB’ye bağlı KİPTAŞ’ın "İstanbul Yenileniyor" projesi kapsamında, vatandaşların kentsel dönüşüm için kredi kullanabilmeleri talepleri kamu bankaları tarafından onaylanmadı.
Yurttaşların sığınabilecekleri yüzlerce park imara açıldı. Dünkü depremin ardından da bir kez daha megakentte toplanma alanı ihtiyacı bir kez daha görüldü. Var olan küçük parklarda insanlar tıklım tıklım doldu.
İBB’nin projelerini desteklemeyen, hatta köstek olan iktidarın Yarısı Bizden kampanyası ise sadece sözde kaldı. Ocak 2025 verilerine göre kampanya kapsamında sadece 550 yapıda dönüşüm gerçekleştirildi.
Kentsel dönüşüm projesi adı altında esas ihtiyacı olan yerler değil, rant odaklı dönüşümler yapıldı. Riskli yapılar dönüşüm beklerken Kadıköy Fİkirtepe, Üsküdar Kirazlıtepe, Beykoz Tokatköy gibi rant odaklı dönüşümler yapıldı.
Kentin nüfusu 20 milyona dayanmasına rağmen engelleyecek bir adım atılmadı. Üstelik Kanal İstanbul gibi nüfusu artıracak projeler hâlâ planlanıyor.”