Kuran-ı Kerim’in Araf Suresi 155. Ayeti; “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım?” buyuruyor.
İslam’da nemalazımcılık yoktur.

Dinimizde “Beni sokmayan yılan bin yaşasın” gibi safsata söz ve anlayışların yeri olamaz. Günümüzde toplumumuzda yerleştirilmiş olan “Her koyun kendi ayağından asılır” gibi anlayışlar, Müslümanların inanç prensiplerinin gereği olarak, kötülüklere mani olmalarını ve iyiliği teşvik etmelerini engellemek, İslam’ın tavsiye ettiği dinamik toplumsal hayat anlayışının yerine uyuşturulmuş ve tepkisiz bir sosyal hayatı yaşayan insan tipi oluşturmak için uydurulmuş davranış kalıplarıdır.

İslam’da “Emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münker” yani iyiliği emretmek, kötülükten men etmek prensibi vardır. Bu prensip her Müslüman’a farzdır.
Bu anlayışı İstiklal Şairimiz merhum M.Akif Ersoy,
“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta  ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim kırbaç yerim.
Behey adam aldırma da geç git diyemem aldırırım.
Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım” dizeleriyle ne güzel dile getirmiştir.
Yüce Resulümüz de “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle düzeltin, elinizle olmazsa dilinizle düzeltin, dilinizle de olmazsa kalbinizle buğz ediniz, ki o da imanın en zayıfıdır” buyurmaktadır. 
Bütün bu inanç ilkelerimiz önümüzde dururken, ülkemizde yaşananlara sessiz kalmak, olmayan problemleri meydana getirerek ülkemizi bölünmeye götürenlere ses çıkarmamak, Müslümanların gözbebeği ve İslam’ın kalesi olan devletimizin yok olmasına sebep olacak davranışlarda bulunan siyasetçilere ve şakşakçılarına dur dememek, adalet duygusunu yitirmiş bir şekilde İslam’daki kul hakkını unutarak particilik, sendikacılık yapanlara, siyasilere, bürokratlara haddini bildirmemek, ne yüce Mevla’nın emirlerine, ne Resul’ün tavsiyelerine, ne de Müslüman Türk Milleti’nin örf ve adetlerine uyar.
Bütün bunlara sessiz kalmak Yüce Mevla’nın Araf süresinin 155. Ayet’inde buyurduğu gibi bizim de helak  olmayacağımız anlamına gelmemektedir.
Hz. Musa, Yüce Mevla ile Tur Dağı’nda kelam ederken bir gün derki, “Yarabbi Ad  Kavmi’nde, Lut Kavmi’nde, Semut Kavmi’nde hiç mi iyi insan yoktu ki hepsini helâk ettin.” Başka bir gün yine Tur Dağı’na çıkacağı sırada uykusu gelir derin bir uykuya dalar. Uykusunda kendisini cennette yüce Mevla ile perdesiz konuşurken bir karınca gelir ısırır. Hz. Musa buna sinirlenir ve yuvada bulunan bütün karıncaları helak eder.

Yüce Mevla, “Ya Musa seni ısıran bir tek karınca olmasına rağmen neden tüm karıncaları öldürdün” buyurur. Musa “Yarabbi diğer karıncalar iyi olsaydı o bir tek karıncanın yaptığı kötülüğe engel olurlardı” der.

O zaman Yüce Mevla da “Ya Musa, işte Ad Kavmi’nde de, Lut Kavmi’nde de Semut Kavmi’nde de iyiler vardı ama kötülere engel olmadılar” buyurur.
İşte bir Müslüman’ın sadece İslam’ın gereklerini yerine getirmesi yetmemekte; “Emr-i bil Ma’ruf  nehy-i anil münker” prensibini de yaşamında ifa etmesi gerekmektedir.

Yoksa Ayet-i Kerime’de buyrulduğu gibi Cenabı Hak içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etmesin.
Yüce Mevla’ya duam odur ki;
Şahsi ihtirasları ve iktidar hırsları yüzünden Müslüman Türk Milleti’nin bu güzel ülkesinin bölünmesine vesile olacak adımlar atmaya çalışan, ülkemiz insanını etnik parçalara  ayırmaya gayret eden, açılım ve saçılımlarla ülkeyi dönülmez  karanlıklara   sokma yolunda olan, Türk Milleti’ni İslam’ı kullanarak uyutmaya  kalkışan, adil olmayı unutan idareciler yüzünden;
İslam’ı, adaleti, hakkı ve hukuku bir tarafa bırakarak; her şeyi sendikacılık üzerine kurarak andımıza karşı çıkan, ülkeyi bölünmeye götürecek açılımlara destek veren, eğitim çalışanlarının problemleriyle ilgilenmek yerine iktidar yalakalığı yapan, İslam prensiplerini değil de sendikal menfaati referans olarak kabul ederek  makam mevki dağıtan, kıyameti ve ahreti unutan sendikacılar yüzünden;
Kıytırık ikballer ve geçici idarecilikler için aldığı paranın helal olup olmayacağını düşünmeden, hak etmediği halde geçmişini ve geleceğini mahvederek, yönetici olmak uğruna  sendika değiştiren;
Yüce Resul’ün Veda Hutbesi’nde “Faizciliği yasakladım, ilk kaldırdığım faiz amcam Abbas’ın faiz alacağıdır” diyerek, adaletin önce kendisinden ve yakınından başlaması gerektiğini söylemesine rağmen, adaleti önce kendinde ve çocuklarında uygulayamayan idareciler yüzünden;
Hırsı aklının önüne geçen, her şeyi ben bilirim, benim dediğim doğrudur, diyerek idealine, davasına ve sendikasına zarar verenler yüzünden;
Bizi helak etme Allah’ım!

* * * *

Yaşar Nuri Öztürk Hocadan;

Akıl sözcüğü malum. Kur’an, akıl sözcüğünden türetilen takkul fiilini defalarca kullanır ve insanoğlunu, taakkule çağırır.

Takkul, aklı işletmek, akletmek, akıl yoluyla bilip anlamak, aklın verilerini esas almak gibi anlamlar taşıyor.Ne ilginçtir, Kur’an taakkul tâbirini defalarca kullandığı halde akıl kelimesini hiç kullanmaz.

Bu demektir ki, Kur’an, cevher olarak aklın varlığını yeterli görmüyor; o hepimizde var. Kur’an’ın istediği, aklın işlevsel olması veya işlevsel akıl.

Kur’an, aklın çıplak mülkiyetini yeterli görmüyor, aklın intifa (kullanım) hakkını esas alıyor.

Aklın çıplak mülkiyetine sahip olmanız ‘akıllı adam’ olmanız için yeterli değildir.

Önemli olan şu:
Sahip olduğunuz akıl, işletilen akıl mı, bloke edilmiş, üstüne oturulmuş, şunun bunun vesayetine terk edilmiş akıl mı?

Bunu soruyor ve nihayet şunu ilkeleştiriyor Kur’an:

“Allah, aklını işletmeyenler üzerine pislik atar.” (Yunus suresi, 100)

Taakkul yoksa insan, görüntüyle insan, hakikatte hayvandır. (Furkan, 44)

Peygamberliğin bitişinin bir anlamı da artık aklın sınırsız kullanım döneminin açıldığıdır.

Kur’an, aklın işletilmesine, kullanımına hiçbir sınır koymamıştır.