Adapazarı’nda trafiğe çıktınız diyelim… Geçmiş olsun. Direksiyonu tuttuğunuz her saniye bir çukurla burun burunasınız. Asfalt dedikleri şey artık çukurla kaplı bir halıya dönmüş durumda. Her 500 metrede bir çukura mı girersiniz, logar kapağına mı denk gelirsiniz, şansınıza. Aracınızın amortisörleriyle vedalaşmak an meselesi.
Yağmur yağınca işler iyice karışıyor. Çünkü o çukurlar suyla dolup “gölcük” oluyor. Görmeyip giren ise jant kırıyor, lastik patlatıyor, sinir harbi yaşıyor. Motosikletliler içinse durum daha da vahim; bir çukura denk gelseler Allah korusun, ölümcül sonuçlara kadar yolu var.
Belediyeler, “bozulunca yaparız” mantığını kendine rehber edinmiş sanki. Ama bu şehirde yollar bozulmakla kalmıyor, resmen yola benzerliğini yitiriyor. Bir şehre bu kadar çukur, bu kadar yamuk logar kapağı fazla değil mi?
Vergi alırken tam alıyorsunuz da, hizmet verirken niye yamalı bohça? Adapazarı’nda yola çıkan herkes, hem direksiyon çeviriyor hem dua ediyor: “Bugün de sağlam dönebilirsek eve…”