Gözlerinizdeki ışıltıyı görebiliyorum! Asgari Ücret Tespit Komisyonu haftalarca süren o "tiyatronun" perdesini kapattı ve lütfedip bize bir rakam fırlattı: 28 bin 75 lira. Kiraların semt pazarlarındaki domates fiyatlarıyla yarıştığı, markete girmek için psikolojik destek almamız gereken bir ülkede; 28 bin lira vermek demek, "Siz yaşamayın, sadece ölmemeye çalışın" demektir.

Peki ya o sondaki 75 lira? İşte o tam bir deha eseri! Muhtemelen "Vatandaşımız ay sonu eve dönerken bir litre süt alır da çocuklarına bayram ettirir" diye düşünüp, o büyük bütçe disiplininden feragat ederek oraya iliştirdiler. Bu 75 lirayı bozdurup bozdurup harcayın efendiler, zira tasarruf devrindeyiz!

Beyler, hanımlar; dalga mı geçiyorsunuz? Bu rakamı belirleyenlerin tek bir öğle yemeği faturası, asgari ücretlinin bir haftalık mutfak masrafından fazlayken hangi "refah payından" bahsediyorsunuz? İnsanca yaşamanın bedeli bu kadar ucuz mu, yoksa siz vatandaşın aklıyla alay etmeyi bir yönetim biçimi haline mi getirdiniz?

Bu parayla ev mi tutulur, fatura mı ödenir yoksa sadece "hayatta kalma simülasyonu" mu oynanır? 28 bin 75 lira ile geçinmeyi başaran birini bulursanız getirin, ekonomi ödülünü kendisine takdim edelim. Çünkü bu rakamla ayı çıkarmak bir bütçe yönetimi değil, düpedüz bir mucizedir.

Siz o masalarda rakamlarla oynarken, sokaktaki insanın sofrasından bir tabak daha eksildi. Bizimle dalga geçmeyi bırakın da, bu parayla siz bir ay geçinmeyi deneyin; tabii o 75 liralık "bonusu" da harcamaya kıyamazsanız!