TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni bakanların yemin töreninde yaşananlar üzerinden CHP’ye çok kızdı. “Bu metazori, bu zorlama TBMM’nin mehabetine yakışmamıştır, Anayasa’ya aykırı bir teşebbüs olarak kayıtlara düşmüştür” dedi.
Eğer bir metazori varsa, eğer CHP Anayasa’ya aykırı bir teşebbüste bulunduysa elbette ki TBMM’nin mehabetine (TBMM’nin ululuk, yücelik, saygınlık vasıflarına) yakışmaz.
İyi de TBMM’nin mehabetinin bozulması eylemini eleştirebilme hakkı var mıdır Numan Kurtuluş’un?
Evet, TBMM Başkanıdır. TBMM’nin varlığı, onuru, mehabeti en çok da onu ilgilendirir, haklısınız.
Lakin, son yıllarda TBMM’nin vizyonuna ihanet edilirken, TBMM’nin misyonu bu derece tartışılırken, TBMM’ye olan inanç azalmışken önlem almış, gereğini yapmış mıdır?
Bugün CHP’ye atfedilen mehabeti bozma olaylarının kralı yaşanırken, partiler üstü konumunu kullanıp, bağımsız ve tarafsız bir şekilde davranabilmiş midir?
Osman Gökçek denilen soytarının, bir muhalife yumruk attığı için kahramanlaştırılmasına tepki koymuş mudur mesela…
Peki, Can Atalay’ın başına gelenler, TBMM’nin mehabetini bozmadı mı?
Başkan Kurtulmuş, “Anayasa’ya aykırı teşebbüsü kayda aldığını” da söylüyor da bu TBMM’nin serbest seçimler sonucunda seçilmiş bir üyesinin halen hapiste olması konusunda ne yapıyor?
Haliyle CHP’de soruyor ve bekliyor; “Numan Kurtulmuş anayasayla ilgileniyorsa önce Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi kararının yerine getirmekle işe başlayabilir. Can Atalay, depremin yaralarını sarmaya çalışan Hataylıların iradesiyle milletvekili seçilmiş, tüm partilerin uzlaşmasıyla İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na seçilmiş, ancak anayasanın askıya alınması sebebiyle görevini bir gün bile yapamamıştır. Bu durum sadece Hataylıları ya da sadece seçmenleri değil, başta Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş olmak üzere anayasa üzerine yemin etmiş herkesi ilgilendirmektedir.
Hatırlayalım ki Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi işlemi, mahkeme kararıyla yok hükmünde sayılmıştır. Yapılması gereken, TBMM Başkanlığının Hatay milletvekilinin statüsünü iade etmesi, yani bir idari işlemden ibarettir.”
Evet, doğrudur…
Anayasa’ya göre, herkesi bağlayan Anayasa Mahkemesi kararı gereği Can Atalay’ı, bir yerel mahkeme tarafından yırtılıp, çöpe atıldı ve Kurtulmuş’un başkanı olduğu Meclis’in utancıdır, ayıbıdır.
İşte yüce Meclis’in mehabetine yakışmayan asıl olay budur.
* * *
İki bakanlıktaki görev değişimine gelince, başımıza bela edilen şu yeni ucube rejimde, kimin bakan olacağının hiçbir hükmü yok. Kim gelirse gelsin, nevi şahsına münhasır davranması mümkün değildir, emir kuludur.
Bunu CHP de bilir. İyi de neden bu kadar tepki derseniz, bu olağan atamanın CHP’yi ilgilendiren tarafı, atanan kişiyle husumetli olmasıdır.
Yeni Adalet Bakanı, CHP’ye yönelik davaların eski savcısıdır. Savcı demek taraf demek, o davaların tarafı olmak demektir.
Bilirsiniz davaların üç sac ayağı vardır. Savunma, iddia makamı ve hakem yani hakim. Siz bu iddia makamını alıp adalet bakanı yaparsanız, savcı yani iddia makamını hakimlerin üzerine oturtunuz demektir.
Elbette ki adalet bakanı kim olursa olsun sonuç değişmeyecektir ama bu atamada verilen bir mesaj olduğu ve amacın da CHP’ye gözdağı vermek olduğu ortada…
Silivri’den Muğla mitingine mektup gönderen İmamoğlu da durumun farkın ki toplumu uyarıyor; Ülkemizin nimetlerinden, devletimizin imkanlarından herkes adil bir biçimde yararlanabilsin istiyoruz. Siyasi partiler, hatta spor kulüpleri arasındaki rekabette bile adaleti arıyoruz. Milletçe, hayatın her alanında adaleti arıyoruz. Çünkü bu iktidar, ekonomik ve sosyal adaletin temellerini yıktı. Hakimlerin, savcıların özgür bir biçimde, sadece kanuna ve vicdanlarına göre hareket etmelerini engelleyerek ‘hukuki adaleti’ yerle bir etti. Adalet Bakan yardımcısı olarak siyasi bir görev yaparken, bağımsız bir yargı mensubuymuş gibi İstanbul Başsavcılığı’na atanan, sonra da Adalet Bakanı yapılarak ödüllendirilen zatın şahsında, yaşadığımız bütün adaletsizliklerin sebebini görebilirsiniz. Öyle bir rejim kurdular ki; milletin verdiği görevi layıkıyla yaparsanız değil, sadece bir kişinin verdiği işi hallederseniz makamınızı koruyup yükselebilirsiniz. Hiçbir şey olamasanız da bakan olursunuz. Öyle bir rejim kurdular ki, sadece o bir kişiyi memnun ederseniz haklarınız, hürriyetleriniz, güvenliğiniz koruma altında olur. Böyle bir rejimde elbet yoksulluk olur, işsizlik olur, güvencesizlik olur.”