Konuya girmeden önce küçük bir parantez açayım; Atatürk askerlik görevi dışında hiç yurt dışı ziyareti yapmadı. Aksine İngiltere kralından tutun da Yunanistan başbakanına kadar ayağına getirtti.
Bize sonradan sirayet eden şu güçlü devlet başkanlarından randevu alabilme ve görüşme arzumuz genellikle sağ ve muhafazakar partilere özgü bir aşağılık kompleksinden ibarettir.
Gençler bilmez, mesela aynı kulvarda yarışan Merhum Demirel ve Merhum Özel, ergen çocuklar misali ‘ABD hangimizi daha çok seviyor’ kavgasına bile tutuşmuşlardı.
Günümüze gelirsek, üçüncü dünya ülkeleri liderleri için ABD başkanı ile görüşmek, kendi iç siyasetleri için önemli bir prestij teşkil ediyor.
Bu aynı zamanda ‘büyük reis’ ABD’nin gözüne girmek ve hışmından kurtulmak için de önemli.
ABD’yi yöneten de Trump adlı bir tüccar haliyle ki bu tür ilişkiler siyasi olmaktan ziyade ticari oluyor.
ABD ile ABD lehine ticari anlaşmalar yaptığınız, mal ve silah aldığınız kadar yani verdiğiniz ekonomik ve siyasi tavizler kadar da itibar görüyorsunuz.
Randevu almak da öyle kolay değil, birden olmuyor. Araya lobileri koyup dünya kadar para ödüyorsunuz o da yetmediğinde ailevi ilişkiler üzerinden yürüyorsunuz.
Mesela uzun bir dönem bizim damadın ABD başkanının damadı ile arkadaşlığı şekillendirdi Türkiye-ABD ilişkilerini ya da bize öyle bir intiba bıraktılar.
Haliyle şimdi de bu ilişkilerin Trump’ın oğlu üzerinden yürümesi hiç de sürpriz değil.
Bombayı Özgür Özel patlatmıştı malumunuz. Bahçelievler mitinginde “Geçen hafta cumartesi günü İstanbul'da Dolmabahçe'deki çalışma ofisinde ismini gizleyerek Trump'ın oğlu Jr. Trump'ı ağırlıyor, onunla pazarlığa tutuşuyor. İsmini yazmayıp iş adamı ziyareti yazmışlar" demişti.
Bir süre sessiz kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan da “O da yanımızda mıydı? İnanmıyorsunuz değil mi? Sağıra hakaret etmek istemem de sağır duymaz uydurur, bu adam da durmadan böyle uydurup duruyor. Parti sözcümüz buna gereken cevabı verdi. Bizler uçak alımlarını Özgür Özel'e sorarak falan yapmadık, yapmayız. Zaten bu işlerden anlamaz. Alışveriş yapacaksak oğlu ile değil Trump'la yaparız” demişti.
Gereken cevabı Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in açıklamasında göremedik; “Özgür Özel, hiçbir şey bilmeyen birinin bile dış politika konusunda alfabe düzeyinde bir şeyler öğreneceği kadar süredir görev yapıyor. Fakat zerre kadar ilerleme olmadığı gibi, her geçen gün daha geriye gidiyor. Üstelik CHP’nin dış politika birikiminin de “tasfiye” edildiği bir süreç yönetiyor. CHP Genel Başkanının geldiği nokta, siyasi hayatımız için olumsuz bir örnek olarak tarihe geçiyor.
Cumhurbaşkanımızın küresel liderliğine her alanda olduğu gibi BM toplantısında da bütün dünya dikkat kesilecektir. Cumhurbaşkanımızın dünkü mesajında ifade ettiği gibi, ABD ile ikili ilişkiler ve bölgesel savaşların sona ermesi konuları başta olmak üzere geniş bir gündem ele alınacaktır. Cumhurbaşkanımızın değerlendirmeleri tüm dünya tarafından izlenecektir. CHP Genel Merkezinin de bu vesileyle “öğrenmeyi öğrenme” sürecine girmesinde fayda vardır” dedi.
CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel de bir cevap görememiş ki; “Ömer Çelik’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı’nın oğlu üzerinden kurduğu gayriresmî temasları ve ardından gündeme gelen Boeing alımı iddialarını görmezden gelerek, meseleyi 'küresel liderlik' safsatasına indirgemesi, sorunları örtbas etme çabasından başka bir şey değildir.
Kamuoyundan gizlenen bir görüşme, ardından milyarlarca dolarlık uçak alımı iddiası ve sonrasında ABD Başkanı’ndan randevu alınması… Bunlar şeffaf diplomasi örnekleri değil, tam tersine krallıklara özgü yöntemlerdir. Türkiye’nin itibarı, “ABD Başkanı’yla görüşebilmek için ticari taahhütler verildi” iddialarıyla sarsılmaktadır.
Gazze’de on binlerce insan hayatını kaybederken, ABD’nin İsrail politikalarına koşulsuz destek verdiği açıkken; Türkiye’nin dış politikasının “siyasi rüşvet” izlenimi yaratacak ilişkilerle yürütülmesi kabul edilemez. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in onurlu diplomasi geleneği, böyle gayriresmî pazarlıklara değil, eşitler arası ilişkiye dayanır” dedi.
Kim haklı kim haksız derken, son sözü büyük patron ABD Başkanı Trump söyledi ve kamuoyunu aydınlattı bir nevi; “Cumhurbaşkanı ile çok sayıda ticaret ve askeri anlaşma üzerinde çalışıyoruz. Bunlar arasında Boeing uçaklarının büyük çaplı alımı, kapsamlı bir F-16 anlaşması ve F-35 görüşmelerinin olumlu sonuçlanmasını beklediğimiz görüşmeler yer alıyor.”
Demek ki uçak konusu doğru.
Peki, 2023'te Avrupa’nın Airbus'una 220 sipariş ve 155 ön sipariş veren THY’nin bundan haberi var mı?
Yoksa, Deniz Yücel’in sorduğu gibi “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biden yönetimi sırasında bir türlü ağırlanmadığı Beyaz Saray'da Trump ile bir fotoğraf verebilmek için ekonomik ödünler mi vermektedir?”
Yorum sizlerin…