Bahçeli, Maduro örneği üzerinden kükredi; “Şimdi anlaşıldı mı, iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz. Şimdi anlaşıldı mı, Terörsüz Türkiye hedefindeki ısrar ve irademiz. Şimdi anlaşıldı mı, milli birlik, kardeşlik ve dayanışma azmimizi savunmadaki tavizsiz karar ve kararlılığımız..."

Madem sordu, söyleyeyim; Anlaşılmadı.

Anlaşılmadı derken, yanlış anlaşılmasın, Maduro’nun mağduriyetine(!) sebep olan gelişmeler ve iç cephe tahkim etmenin önemi değil anlamadığımız, bu konuda hemfikiriz. Bizce anlaşılmayan Bahçeli’nin ve iktidarın ‘iç cephe tahkimi’ konusundaki samimi gayreti…

Ne yapmış da iç cepheyi tahkim etmiş Bahçeli?

Önce kendi içinde bir birlik, beraberlik, kardeşlik oluşturmuş mu? Partiden döve döve attırdıklarını kucaklamış mı? Merhum Sinan Ateş’in yetimlerini kucaklamış mı mesela?

Örnekleri uzatmanın anlamı yok, herkes biliyor ki Bahçeli ve onun gibileri için iç cepheyi tahkim etmek, lidere sadakat, biat ve kesintisiz itaat… Aksi iç cephe düşmanlığı, hainlik vesaire…

Parti içi demokrasi zaten hak getire…

Benim anlayamadığım birileri hem Maduro gibi davranıyor hem de Maduro’nun yok ettiği demokrasi, insan hakları gibi değerlerden medet umuyorlar.

Şimdi hem Maduro’nun yaptıklarına hem de bizim sözde iç cepheyi tahkim etmek için yaptıklarımıza bir bakalım da meramımız anlaşılsın.

Maduro, seçimle gelip diktatöre dönüşen örneklerden birisi. Çaldı, çırptı soydu. Halkını aç açık bıraktı.

Devlet imkanlarıyla yakınlarını ve yandaşlarını ihya ederken, halkı derin bir yoksulluğa mahkum etti.

Kaybettiği seçimleri saydırmadı ya yeniledi ya iptal etti.

Denetimine aldığı yargıyı kullanarak parlamentoyu fiilen devre dışı bıraktı.

Muhaliflerini emniyet güçlerine vurdurdu, kendi bağlı yargıya hapsettirdi. İfade ve basın özgürlüğünü askıya aldı.

Ülkesindeki çöküşü yönetmek yerine, uluslararası yaptırımları siyasi bir kalkan olarak kullandı ve krizin bütün suçunu ‘dış güçler’e yıktı.

Bir taraftan baskı ve hamasetle diktatörlüğünü güçlendirirken, bir taraftan da yeni Maduro zenginleri yarattı ve milyonlarca insan, temel gıdaya erişebilmek için Maduro’ya sadakat göstermek zorunda kaldı.

Şimdi de gördüğünüz gibi, hayat hakkı tanımadığı için dışarı kaçan muhalifler ve diktatörlük hevesiyle desteğini alamadığı halk sokaklarda ABD’nin bu haydutluğunu kutluyor.

Ulan bu nasıl halk diyebilir misiniz? Diyemezsiniz, bunu diyebilmek için Maduro’nun yönetim şeklini eleştirmeniz gerekir. Maduro halkını adam yerine koydu mu ki, şimdi o halktan adamlık bekleyelim?

Gelelim bizim iç cepheyi tahkim etme şeklimize…

Malumunuz ‘Bahçeli’nin etrafımızda çok kötü şeyler olacak’ uyarısıyla ve bu kötülüklerden kurtulmak amacıyla bir bölücü narkotik terör örgütünü ve sözde liderini muhatap aldık. Adını da ‘milli dayanışma’ koyduk.

Peki, AKP ve MHP bırakın parti dışı muhalefeti, parti içindeki muhaliflerle kucaklaştı mı? Hayır.

Son seçimden birinci parti olarak çıkan, neredeyse bütün belediyeleri alan, anketlere göre de Türkiye’nin en büyük partisi olan CHP ile kucaklaşmayı düşündü mü? Hayır.

Muhalif düşünceleri sebebiyle üstelik mağduriyetleri Anayasa mahkemesi tarafından teyit edilen siyasi figürlerle kucaklaştı mı? Hayır.

Fikir ve düşünceleri sebebiyle hapse tıkılan binlerce insan, en azından şu son aftan yararlandı mı? Hayır.

Vatandaşa karşı işlenen suçları affeden iktidar, kendine karşı işlenen suçları bağışladı mı? Hayır.

Ülkemizde ‘milli gelir’ adaletli paylaşılıyor mu? Hayır.

Peki, 10 puanlık bir başka soru; DEM, eski süreçteki gibi ‘tamam barışalım, kaynaşalım, iç cepheyi güçlendirelim ama seni başkan yaptırmayacağız’ dese ortada bir milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi komisyonu ve sözde iç cepheyi oluşturma çabası kalır mı? Kalmaz.

Dolayısıyla bu iktidarın ve ortaklarının iç cepheden anladıkları, iktidarlarına kesintisiz itaat, biat ve sadakattir.

Aksi ülkeye ihanet, vatana hainlik, millete düşmanlıktır.

E bu kafayla biz nasıl barışacağız da iç cepheyi tahkim edeceğiz, söyler misiniz?