Artık nasıl bir ülke olduğumuzun farkına varamayıp, CHP kongresinin iptaline yönelik ‘yok artık bu kadarını da yapamazlar, hele bir yapsınlar dünyayı başlarına yıkarız’ türü söylemlere gülüp geçiyorum.
Bunu da yaparlar ve yaptıkları yanına kar kalır.
Bunun örnekleri çok ama madem ki mevzu bir partinin iç işlerine müdahale etmek, genel kuruluna kadar karışmak ve artık iktidarın sopası haline gelen yargıyı kullanarak muhalif siyaseti dizayn etmekse, bunu 2016 yılında MHP üzerinden yaptılar.
Kıyamet koptu mu? Hayır?
Unutanlar için hatırlatalım;
MHP’de parti içi muhalifler, MHP genel başkanlığı seçimi yapılması amacıyla parti tüzüğüne uygun sayıda imza toplayarak Olağanüstü Kurultay için Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı.
Mahkeme MHP olağanüstü kurultayının 15 Mayıs 2016’da yapılması için kayyum heyeti atadı.
Ancak 14 Mayıs 2016’da Sivas Gemerek ve Kastamonu Tosya'da mahkemeleri Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin atadığı kayyum heyetinin kararına ihtiyati tedbir koydurdu.
Adalet Bakanlığı ve Ankara 25. İcra Dairesi ihtiyati tedbiri destekledi, olağanüstü kurultay iptal oldu.
Delegeler, resmi engellemeye rağmen tüzük kurultayını topladı, kararlar aldı ama Asliye Hukuk Mahkemesi, uyduruk bir başvuruya dayanarak ve dosyayı görmeden yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Sonrasını biliyorsunuz, kurultay iptal oldu, parti bölündü,
Ve geçmişte birçok kez başkanlık sistemine karşı olduğunu dile getiren, “oturmuş, teamülleri yerleşmiş parlamenter sistemi yıkmak ve başkanlık kılıfıyla diktatörlüğe geçmek yenilikse, bırakın eskiden bakalım, hedeflenen Başkanlık Sistemi Değil Başkancı Sistemidir, mesele Erdoğan’ı güvence altına almaktır, mesele Erdoğan’ın kişisel gayesinin tatmin olmasıdır, bu milletin yegane derdi Erdoğan’a koltuk imal etmek midir, peki Erdoğan başkan olduktan sonra krallık ilan etmeyeceğine kim garanti verebilir, oğlunu ikinci Erdoğan olarak tahta geçirmeyeceğine kim garanti verecektir” diyen Bahçeli de iktidarın bu koltuğunu koruma jestine karşılık Erdoğan’a şu ucube ‘Türk tipi başkanlık sistemini’ hediye etti.
Diyeceksiniz ki CHP, MHP’ye benzemez!
İnşallah öyledir…
Olayın hukuki boyutlarına gelince, yapılanlarla hukuku aynı cümlede kullanmak bile mümkün değil. Kim ne derse desin hukuki değil, siyasi bir karardır.
Tıpkı İmamoğlu terör örgütü(!) iddianamesi gibi, kamuoyuna algı oluşturmak için servis edilen suçlamaları ve partiye kayyum atama gerekçelerini iddianamede göremedik.
Mesela, Partiler Kanunu 112. Maddesi gereği ‘yapılan oylamalara ve bu oylamaların sayım ve dökümüne hile karıştıranlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar’ iddiası yok, iddianamede…
‘Sayım ve döküme hile karıştırılması’ söz konusu değilse o cezalar neye istinaden isteniyor?
Yok efendim bazı delegelere ‘Özgür Özel’i desteklemeleri için birtakım menfaatler verilmesi ve bazı vaatlerde bulunulmuş’ da büyük suçmuş!
Eğer bunlar oylamaya hile karıştırmaksa ve büyük suçsa, her seçim döneminde oy istemek için kömür ya da erzak kolisi dağıtmak, vaatlerde bulunmak, parti, sendika, dernek kongrelerinde delegelere promosyon dağıtmak filan oylamaya hile karıştırmak anlamına mı gelecek?
AKP’nin 8. Kongresi'nde mesela 1607 delegeye, her birinin değeri 4 bin 200 lira olan ve kadranında Erdoğan imzası bulunan saatler dağıtılmasına ne diyeceğiz peki, AKP’ye kayyum mu atayacağız?
Canım karıştırma, burada rekabet ve şikayet yok diyenler olacaktır.
Hah, bütün meselede bu zaten; Rekabet…
O rekabet ki mücadele demektir, parti içi demokrasi demektir, hatta demokrasiye katkı anlamında faaliyet gösteren bütün partilerin olmazsa olmazı yani şiarı demektir.
Bugün CHP’yi eleştirenlerde bu var mı? Yok…
O zaman konuşmaya ve müdahale etmeye ve üzerinde tepinmeye de hakkınız yok.
Yaptıkları genel kurulla İnönü gibi bir siyaset duayeninin devrilebildiği, bir grup başkan vekilinin Kılıçdaroğlu gibi bir devi alaşağı edebildiği bir partiye, kurultay nedir bilmeyenlerin, ancak tek adaylı genel kurullarla koltuklarını koruyabilenlerin söyleyebileceği hiçbir şey yoktur, olamaz.
Bu insani olarak da hukuki olarak da mümkün değildir…
İşinize bakın…