Farkında mısınız? ABD emperyalizmi, hesapta o ülkelere demokrasi getirmek adına, kendi oluşturduğu rejimleri yıkıyor ve kendi yetiştirip koltuğa oturttuğu diktatörleri temizliyor.
En son örnek İran…
Şimdi beğenmedikleri Molla Rejimi, ABD ve Batı emperyalizminin ürünü. Humeyni onların desteğiyle İran’a çökmüştü.
Yani bizdeki hamsalakların alkışladıkları sözde İslam devrimi bile ABD ve Batı emperyalizminin eseri aynı zamanda.
İran, şahlık rejimi ile yönetiliyorsa da bir parlamentosu ve o parlamentonun seçtiği bir başbakanı vardı.
Muhammed Musaddık mesela, büyük bir halk desteği ile iktidara gelmiş, bu destek sayesinde şahın karizmasını çizmişti.
Demokrasi taraftarıydı ve milliydi.
Nitekim İran petrollerini millileştirdi.
Haliyle ABD ve Batı emperyalizminin desteği ile yapılan darbe sonucu devrildi.
Yine bütün yetkiler şahın eline geçti.
Hakkını yemeyelim, Şah Rıza Pehlevi, her ne kadar ABD-Britanya destekli bir darbeyle tekrar göreve geldiyse de İran'ı küresel bir güç ve modern bir ülkeye dönüştürme iddiasıyla birtakım reformlar yaptı. Kadınlara oy hakkının tanınması dahil bir dizi ekonomik, sosyal ve siyasi reformu içeren Beyaz Devrim adlı programı uygulamaya koydu.
ABD ve Batı emperyalizmi bu kadarına bile tahammül edemediler ve sürgündeki dini lider Humeyni’yi ve onunla birlikte molla rejimini iktidara getirdiler.
Şimdi de beğenmedikleri molla rejimini devirmek için harekete geçtiler.
Bahaneleri yine aynı; İran halkını özgürleştirmek vesaire.
Ama İran'ın devrik lideri Şah Rıza Pehlevi'nin ABD'de sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi’nin önceki gün İran halkını rejime karşı ayaklanmaya çağırmasına bakılırsa, ABD tekrar şahlık rejimine geçişe bile izin verir.
Görüyorsunuz, ABD emperyalizmi neyi uygun görürse daha doğrusu hangisi işine gelirse o rejimi ihdas edebiliyor.
Ve ABD için sömürdüğü ülkelerin hangi rejimle, nasıl yönetildiğinin hiçbir hükmü yok, yeter ki ABD çıkarlarına hizmet etsinler.
Lakin o ülkelerin halkları da halen, dış destekle özgürlüğe kavuşmanın mümkün olamayacağını anlayamadılar. Medet ummaya devam ediyorlar.
Benim için önemli olan bütün bu yaşananların bizdeki yansımaları…
Bakıyorum da İran’ın fırlattığı her füzede, sevinçten hop oturup hop kalkanlar var.
Bunlar anlık yaşayan, olayların önünü arkasını bilmeyen tipler.
Irak işgal edildiğinde, Saddam devrildiğinde, ardından Libya işgal edildiğinde, Kaddafi devrildiğinde de bu tipler sevinç naraları atıyorlardı.
Suriye’de Esad devrildiğinde da zafer payesi peşinde koşan, başrol kapmaya çalışanlar da bu tiplerdi.
Bunlar Hamas konser basıp sivillere saldırdığında da çok sevindiler, çok strateji bildikleri için bunun bir danışıklı dövüş olduğunu da anlamadılar.
İşte Hamas’ın İsrail’e altın tepside sunduğu o gerekçe Filistin’i bitirdi de sıra İran’a geldi ama gel de bu tiplere anlat.
Bu tipler bugünlerde de İran’ın İsrail’i yeneceği hayalleri kuruyorlar.
Mümkün mü?
Yılmaz Özdil’in dediği gibi; “İran’ın anbean takip etmesi gereken İsrail, tee 1900 kilometre uzaktan 200 savaş uçağıyla geliyor, nükleer tesisleriyle birlikte genelkurmay başkanını, hava ve uzay kuvvetleri komutanını, askeri istihbarat komutanını evlerinde uyurlarken, yatak odalarında vuruyor, 200 düşman savaş uçağı tanker uçaklarla havada ikmal yapa yapa başkent Tahran’ın üstünde vızır vızır dolaşarak, adrese teslim hedeflerini imha ederken, genelkurmay başkanı fosur fosur uyuyor, hava ve uzay kuvvetleri komutanı mışıl mışıl uyuyor, İsrail ordusunda yaprak kımıldasa haberdar olması gereken askeri istihbarat komutanı horul horul horluyor.
Bu İran’ın, bu İsrail’i yenebilmesi mümkün mü?”
Değil elbet ama sen gel de bunları İsrail’i yılladır beddua bombardımanı ile yok edebileceklerine inanan hamsalaklara anlat!