HER şeyin başı eğitim…

Bir ülkede eğitim her bakan döneminde “yap-boz” tahtasına dönüyorsa, o eğitimden hayır bekleme! 86 milyonu bir araya getirecek başka bir güç olmadığına göre… Ve bu insanların tamamı Milli Eğitim Bakanlığı’nın rahle-i tedrisatından geçtiğine göre… Öyleyse, dört dörtlük bir eğitim sistemiyle doğru ve ideale yakın insan kalitesine ulaşmak için önce eğitim sistemini yeni baştan bir hal yoluna koymak lazımdır.

Japonlar, birçok yönüyle dünyanın örnek alması gereken bir millettir. Burada önce nasıl insan olunur, nasıl vicdanlı, dürüst ve adil insan yetiştirilir bunu öğreniyor Japon vatandaşı…

Önce ailede başlıyor eğitim. Bir çocuğun iyi insan olması için ilk yıllardan itibaren okul yıllarına kadar nasıl yetiştirileceği konusunda milli eğitim bakanlığı ile aile müşterek bir yol belirliyor.

Bir Japon vatandaşı ileri yaşlarda nasıl olması gerekiyorsa, o şekilde daha ilk aylardan itibaren bir aile-devlet işbirliği ile eğitime tabi tutuluyor…

Konu; Nasıl iyi, dürüst, vicdanlı, kanunlara, yasalara ve insan haklarına saygılı bir vatandaş nasıl yetiştirilir…

İşte bütün mesele bu…

BİLİM, ONDAN SONRA GELİR

Daha çocuklar okula başlamadan zaten belli bir eğitim alıyor ve sonrasında eğitim yuvalarına daha uyumlu ve sağlıklı bir şekilde entegre oluyor…

İşte ondan sonra geliyor edebiyat, fen, coğrafya, fizik, kimya vesaire…

Çok çalışıyorlar… En iyisine, mükemmele ulaşmaya gayret ediyorlar… Ve böylece sadece kendi ülkelerinin değil tüm dünyanın güvenini kazanıyorlar!

Bugün bir Japon vatandaşından “aldatılma” duygusu olmadan çok rahatlıkla alışveriş yapabiliyoruz…

Çarşı-pazara gidin, her hangi bir esnafa “Şuradan 3 kilo domates ver!” deyin. Esnaf domatesleri torbaya doldururken siz ona değil, etrafa bakının… Sonra da parasını ödeyin ve evinize gelip o domatesleri masanın üstüne döküverin… Görün bakalım kaç tanesi ezik, kaç tanesi çürük ve kaç tanesi daha olgunlaşmamış olacak…

Sizin etrafa baktığınızı gören esnaf, önüne daha önce dizdiği ezik ve çürük domatesleri dolduruyor… Hadi bir-iki çürük domatese “Eyvallah” dersiniz… Fakat öyle değil… Torbanın yarısına yakını sakat…

Genele teşmil etmiyorum lâkin bizim milletimiz üç aşağı beş yukarı böyledir… Ama bir Japon asla!

İşte onun için Körfez Köprüsü inşasında halatın yerinden çıkmasıyla bir Japon mühendis, “Ben insanların ölümüne sebep olabilirdim!” diyerek intiharı seçerken, 6 Şubat Depremi’nde 11 ilden en az 55 bin kişinin öldüğü o büyük afette hiçbir sorumlu bırakın intiharı, istifayı bile düşünmedi!

Bir Japon ile bir Türk arasındaki fark, ta çocuk yaşlarda almaya başladığı eğitim sisteminde yatıyor…

İLLA EDEP İLLA EDEP

Bunun için bir ülkenin milli eğitim bakanlığı çok önemlidir… Hatta en önemlidir… Bunun için, zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in şu sözü hep kulaklarda dolaşmaktadır;

“Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim…”

Milli Eğitim meselesi bunun için çok önemli ve bir o kadar da zordur… Bu makamda bakanlık yapmak öyle her baba yiğidin harcı değildir. Hele hele şimdiki Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in hiç değildir…

Ziya Selçuk, milli eğitim müfredatının sevilen ve yetenekli bir bakanıydı… Fakat çeşitli tarikatlarla işbirliği içine giren hükümetin baskısı sonrası görevinden ayrıldı Ziya Selçuk… Çeşitli tarikat grupları, okullara da el atmak istiyor. Bura zaten yap-boz tahtasına dönmüş bir eğitim sistemiyle yetişmeye çalışan Türk gencinin kafası, tarikat marifetiyle daha da karıştırılıyor!

İşte bu dönemde binlerce, on binlerce İmam-Hatip liseleri açıldı. Oysa bu ülkenin “ara eleman” olarak daha çok Meslek Liselerine ihtiyacı varken…

Bir ülkenin milli eğitim bakanı, “Bakın bir geri zekâlının anlayacağı şekilde konuşuyorum…” diye cümle kurarsa, o eğitim sisteminin il ve ilçe müdürleri, okul müdürleri, milli eğitim müfettişleri, öğretmenler ve hademeler nasıl bir dil kullanır acaba?

Edepsiz, ilimsiz, bilimsiz ve densiz bir eğitim nereye kadar?

*****************************

ANLAMLI SÖZ

“Gezdim Halep Şam, Eyledim ilmi talep,
Meğer ilim bir hiçmiş, İlla edep illa edep…”

YUNUS EMRE