Nuray Mert’in veda mektubunun ikinci bölümünü aktarıp, yorumu sona bırakalım;
“Hiç milliyetçi değilim ama insanın ülkesini sevmesi, sakınması için milliyetçi olması gerekmiyor. Doğrusu, ben tam tersine milliyetçiliğin, ülkesini sevmenin ötesinde, toplumda düşmanlık yaratan bir ideoloji olduğunu düşünürüm.
Nitekim, şimdilerde milliyetçilik adına, kendini bu ülkenin “gerçek sahibi” ilan edenler, mevcut iktidara muhalefet eden herkesi “düşman” bellemiş vaziyette.
Aklı başında, sorumluluk sahibi herkesin itidal çağrısı yapması gerekirken, iktidar çevresinde pek çokları kalemini sivriltip, ateşe körükle gidiyor. “İç düşman” tanımı yapıyor, “İsrail ajanlığı”, “beşinci kol” ithamları havada dolaşıyor.
Başörtüsünü düşman belleyerek yapılan haksızlıklar bir yana, demokrat geçinenlerin dahi “kamu hayatında dini sembol olmaz” şeklindeki düşüncelerine karşı çıkmış biriyim. “Bir zamanlar mazlum olanlar nasıl zalim olabilir?” diye de sormuyorum.
Pekâlâ olabilir, işin ucunda para, mevki gibi çıkarlar varsa olabilir, oluyor. İntikam duygusu varsa olabilir, oluyor.
Diğer taraftan, başka kafada olanların, “Aldandınız, sizi kandırdılar, siz onları savundunuz sonuç böyle oldu” laflarına da hiç mi hiç kulak asmam.
“Herkes kendi ahlakına uygun olanı yapar” diye düşünürüm, ben de kendi ahlak anlayışıma, inandığım değerlere uygun olanı yaptım, değil pişman olmak, bir saniye bile tersini düşünmedim, düşünmem.
Yurtdışında yaşama özlemi duyanlara şaşarım.
İmkân olduğu halde, hiç yurtdışında yaşamayı düşünmedim.
Ona da pişman değilim.
Sadece, kendi adıma da ülkem adına da artık korkuyorum.
Kendi adıma, soluğu cezaevinde alırsam kedilerime kim bakar diye korkuyorum.
“Torun” saydığım, yeğenimin küçük kızından ayrı kalırım diye korkuyorum.
Geçirdiğim ölümcül hastalığın izleri, sağlık durumum, yaşım itibarıyla tahammülüm, mecalim bitmek üzere diye korkuyorum.
Ülkem adına, bir karanlık tünelde nereye gittiğimiz meçhul hale geldiği için korkuyorum.
O küçük kız için korkuyorum.
Gocunulacak yanı yok, insan korkan bir varlıktır.
Sonuçta bu nedenle ve başıma açılan son davada sonuç ne olursa olsun, hep bir vatandaşlık görevi olarak gördüğüm ülkeme ilişkin siyasi yorum yazısı yazmaya, görüş bildirmeye son verme kararı aldım."
Dedi ve veda etti Nuray Mert…
Neden bu köşeden aktardığıma gelince; Nuray mert gibi iktidarın açılım dahil bütün süreçlerini destekleyen bir yazar bile köşeye sıkıştırılıyorsa, artık her muhalif gazeteci hazırlıklı olmalı…
Ya sabahın köründe evi basılıp göz altına alındığında, kapının hemen arkasında bir valiz bulundurmalı ya da böyle bir veda mektubunu cebinde tutmalı…
Görüyorsunuz işte, muhalif gazeteciler düşman unsuru muamelesi görüyor bu ülkede…
Alın son örneği Timur Soykan ve Murat Ağırel…
Aynı gün saat 13’te ifade vermeye gelmek üzere randevulaştıkları savcılık emri ile sabahın köründe yataklarından kaldırılıp evlerinden alındılar.
Emniyet ve adliye nezarethanelerinde akşama kadar tutuldular.
Savcılık ifade alma gereği bile duymadan direk mahkemeye sevk etti.
Yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol şartı ile tahliye edildiler.
Ne yapmışlar?
Kısa sürede milyarlarca lira zenginliğe ulaşan, BDDK başkanının düğününde boy gösterip altın takan, MASAK raporları ile tespit edilen milyonlarca dolarlık bir yasadışı bahis parasını kontrol eden ve yine MASAK’ın tespitine göre bu kazanç ile banka alan, televizyon ve elektronik para ödeme şirketi satın alan ve halen cezaevinde bulunan bir şahsı tehdit edip şantaj yapmışlar.
İşin trajikomik tarafı şahsın şikayet dilekçesinde tehdit ve şantaj kelimeleri geçmiyor.
Şahıs tehdit edildiğini, kendisine şantaj yapıldığını belirtmiyor.
Şahsın bile böyle bir iddiası yok yahu
Ama sayın savcımız durumdan vazife çıkarıp bu iki namuslu gazeteciyi, o kara para aklayıcısı muhterem(!) şahsı tehdit ettikleri ve ona şantaj yaptıkları (kendi) iddiasıyla evlerinden aldırıp, tutuklanma talebiyle mahkemeye çıkartıyor.
Şimdi böyle bir Türkiye’de Nuray Mert korktu demeye kimsenin hakkı yoktur.
Korkmak, en insani duygulardan birisidir çünkü…
Ama nasıl ve ne pahasına kurulduğunu bildiğimiz bu ülke için ölüm dahil her şeyi göze almak da bir vatanseverlik duygusudur.
Bize ikincisini tercih etmek, böyle yaşamak ve böyle yazmak düşer…