Bugün üzerinde durmak istediğim konu ne siyaset üstüdür ne de herhangi bir görüşün tekelindedir. Çünkü adalet; sağın da solun da, zenginin de fakirin de, güçlü olanın da güçsüz olanın da bir gün kapısını çalmak zorunda kalacağı en temel ihtiyaçtır.
Boşuna söylenmemiştir; ‘Adalet mülkün temelidir’
Bu söz sadece mahkeme duvarlarını süsleyen bir ifade değildir. Bir devletin ayakta kalmasının, bir milletin huzur içinde yaşamasının ve toplumun geleceğe güvenle bakabilmesinin en önemli şartıdır.
Etik anlayış, hukukun ruhudur. Adalet ise bilimin, aklın ve vicdanın ortak sonucudur. İnsanlığın binlerce yıllık tecrübesi göstermiştir ki adaletin olmadığı yerde huzur olmaz, huzurun olmadığı yerde güven oluşmaz, güvenin olmadığı yerde ise ne ekonomi gelişebilir be de toplumsal birlik korunabilir.
Bugün dünyanın hangi ülkesine bakarsanız bakın, vatandaşların devletine olan bağlılığının temelinde yalnızca ekonomik refah değil, adalet duygusu vardır.
İnsanlar haklarının korunacağına inanıyorsa sabreder. Emeğinin karşılığını alacağına inanıyorsa üretir. Haksızlığa uğradığında hakkını arayabileceğine inanıyorsa devletine olan güvenini korur.
Ancak adalet duygusunun zedelendiği toplumlarda farklı bir süreç başlar.
Önce insanlar birbirine olan güvenini kaybeder. Sonra kurumlara olan inanç sayılır. Ardından kutuplaşmalar derinleşir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında adalet yalnızca mahkemelerin konusu değildir. Adalet; eğitimde fırsat eşitliğidir. İş hayatında liyakattir. Kamu yönetiminde şeffaflıktır. İnsanların kendilerini eşit vatandaş olarak hissedebilmesidir.
Bir ülkede insanlar haklı olup olmadıklarına değil, kimin yanında durduklarına göre sonuç alacaklarını düşünmeye başlarsa orada ciddi bir güven krizi doğar.
Adaletin olmadığı yerde öfke büyür; öfkenin büyüdüğü yerde kutuplaşma artar, kutuplaşmanın arttığı yerde ise ortak akıl kaybolur.
Oysa devlet dediğimiz yapı; herkesin kendisini güvende hissedebildiği ortak çatıdır. Bu çatı altında yaşayan her vatandaş, siyasi görüşü, inancı, yaşam tarzı ve sosyal statüsü ne olursa olsun hukukun koruması altında olduğunu hissetmelidir.
Çünkü adalet, bir gruba ya da bir kesime ait değildir.
Adalet bir gün herkese lazım olur.
Bugün güçlü olan yarın güçsüz kalabilir. Bugün karar veren yarın karar bekleyen tarafta olabilir. Hayatın değişmeyen gerçeklerinden biri budur. Bu nedenle adalet talep ederken de adaleti uygularken de kişilere göre değil ilkelere göre hareket etmek zorundayız.
Unutmamalıyız ki bir devletin gerçek yüzü ekonomisiyle, ordusuyla veya teknolojisiyle ölçülmez. Asıl güç; vatandaşının devlete duyduğu güvenle ölçülür.
Ve o güvenin en sağlam temeli adalettir.
Adalet varsa umut vardır.
Adalet varsa birlik vardır.
Adalet varsa devlet güçlüdür.
Adalet yoksa, eksik olan sadece hukuk değil; toplumun geleceğe dair inancıdır.
İşte bu yüzden adalet, bir tercih değil; bir milletin ayakta kalabilmesinin vazgeçilmez şartıdır.
Herkesin bu konuda önce çuvaldızı kendisine batırmasını diliyorum.