Demokrasi en basiti, başında bir kral, şah, padişah olmadan ‘halkın kendi kendisini yönettiği, kendisini yönetecek olanları kendisinin seçtiği bir rejim’ olarak tarif edilir.

Tarifi kolaydır ama bu rejimin oluşturulabilmesi için insanlık çok büyük bedeller ödedi.

Demokrasi, bizde olduğu gibi gökten zembille inmedi sair dünyada.

Bizde olduğu gibi Allah’ın lütfu bir lider, istese padişah istese diktatör olabilecek bir lider ‘yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz, alın size demokrasi, kendi kendinizi yönetin’ demedi Avrupalılara...

Ve o Avrupa’da, ifade özgürlüğü, özgür seçim, bağımsız medya, hukukun üstünlüğü, eşitlik gibi demokrasinin temel taşlarını yerleştirmek için çok canlar verildi.

Yani bizim gibi değil, bedel ödemeyerek, çaba sarfederek demokrasiye kavuşmadılar.

Dolayısıyla "Kolay kazanılan şey, kolay kaybedilir" Atasözünde olduğu gibi, öyle kolay da kaybetmeye niyetleri yoktur.

Bizde demokrasi tartışılır, kötülenir, küçümsenir, üzerinde tepinilir ama Avrupalılar için demokrasi, bütün tartışmalardan münezzehtir.

Mesela birisi demokrasiyi ‘vakti gelince inilecek bir tramvay olarak tarif etmeye kalksa, eminim ki akıl hastanesine tıkarlar.

Birisi kalkıp ‘ya sıkıldık artık, tek adam rejimine geçsek mi ki’ demeye kalksa ağzının ortasına kürekle vururlar.

Onlar için demokrasi, gökten zahmetsizce inmediği ve babalarından miras olmadığı için demokrasinin değer ve zenginliklerini öyle mirasyedi gibi çarçur etmezler.

Peki, gerekli yerlerde öyle yazıyor öyle tanımlanıyor da Türkiye hali hazırda bir demokratik hukuk devleti midir?

Önce onun ne olduğunu bilmemiz lazım.

Demokratik hukuk devletlerinde kuvvetler ayrılığı vardır. Yasama, yürütme ve yargı.

Bunlar birbirinden bağımsız olarak, birbirini denetler.

Bir de dördüncü kuvvet dediğimiz basın vardır. O da kamu adına, halk adına bir nevi denetleme görevi görür.

Demokratik hukuk devletlerinde parlamentonun görevi yasa yapmak, yasaların işleyişini takip etmek ve yürütme yani iktidarı denetlemektir.

Demokratik hukuk devletleri, etkin ve katılımcı bir yasama, istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir bir yürütme, bağımsız ve tarafsız bir yargı ile kuvvetler ayrılığının tesis edildiği ülkeler olarak tanımlanır.

Bunun olmazsa olmazı da Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemdir.

Demokratik hukuk devletlerinde hesap sormak ve hesap vermek vardır.

Hiç kimse ‘‘Ben hesabımı ancak Cenab-ı Allah'a veririm’’ diyemez.

Ve hiç kimse hatasını “Rabbim de milletim de bizi affetsin” diye geçiştiremez.

Demokratik hukuk devletlerinde, sadece yönetenlerin bildiği devlet sırrı ve ticari sır gibi kavramlar yoktur.

Demokratik hukuk devletlerinde, Meclis’in bilgi edinme ve denetim yetkilerini engellenemez. Milletvekillerinin soru ve araştırma önergeleri sumen altı edilemez.

Demokratik hukuk devletlerinde, Olağanüstü hal kavramı ve bu bahane ile OHAL kararnameleriyle ülke yönetilmez.

Ve yazımızın asıl konusuna gelirsek; Demokratik hukuk devletlerinde düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğü hiçbir gerekçe ile engellenmez.

Haliyle dördüncü kuvvet olarak tanımlanan basın özgür ve güçlüdür.

Bizde basının ne kadar özgür ve güçlü olduğunun son yaşananlarla bir kez daha gördük.

Uçağa alınan gazetecilerin soru sormasının bile engellenmesi ya da ancak şu gazeteciler şu soruları sorabilir diye ellerine not tutuşturulması, basın özgürlüğü konusundaki seviyemizi gösterdi.

Artık şunu biliyoruz ki bu ülkede basın dördüncü kuvvet falan değil. Basın iktidar erkinin köpeği, uşağı ve emir eri…

Dolayısıyla bir vatandaş olarak size hizmet etmekle, sizi aydınlatma yükümlü olan basın size değil sizi yönetenlere hizmet ediyor, sizi aydınlatma değil karatma görevini üstleniyor.

İşin ilginç yanı bunları, yönetenler değil bizzat biz vatandaşlar besliyoruz, biz finanse ediyoruz.

Hani şu devlet bankaları görev zararı açıklar da, onların bu zararının halk cepten öder ya, işte o görev zararı dediklerinin ağırlıklı kısmı yandaş satılmış medyaya aktarılan sözde basın, ilan ve reklam giderlerinden oluşuyor.

Haber yapsın, araştırsın, değerlendirsin, bizi bilgilendirsin, bizi aydınlatsın diye uçağa bindirilen gazetecilerin gezi masraflarının faturasını da yine bizler ödüyoruz.

Dolayısıyla, halkın basın ya da dördüncü kuvvetten yoksun olduğu ülkelerde demokrasi ve hukuk askıya alınır.

Medyanın işlevini yerine getiremediği ülkelerde, kamuda yolsuzluk, usulsüzlük, adam kayırma, mobbing tavan yapar.

Siz iktidar marifetiyle yandaş basını finanse etmekten vazgeçip, gerçek ve özgür basını en azından günde bir tane alarak, izleyerek ne bileyim tıklayarak finanse etmediğiniz müddetçe demokratik hukuk devletini ancak rüyanızda görürsünüz.