İran’ı vuran ABD’ye topraklarımızdaki üslerini kullandırmamamız yerinde ama geç kalmış bir harekettir. Keşke bunu daha önceleri, ülkemizdeki üslerin pek anlamının kalmadığı, artık ABD’nin ihtiyaç bile duymadığı zamanda yerine, ABD komşularımız Irak, Libya ve Suriye’ye saldırırken de yapabilseydik.
Gençler bilmez, hatta duysa da inanası gelmez ama bizim kuşak, kısıtlanmak bir yana bu ABD üslerinin kapatıldığını bile gördük.
Ha, büyük bedeller ödedik, ambargolar yedik, ekonomimiz sarsıldı ama onurumuzdan ve bağımsızlığımızdan taviz vermedik.
Biz, bir benzerini de AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllarda da yaptık. Biz derken iktidar istedi ama Gazi Meclis engelledi. Böyle ucube Türk tipi başkanlık sistemiyle yönetilmiyorduk o zaman, kaderimiz baştaki bir adamın iki dudağı arasında değildi. Kuvvetler ayrılığı ve birbirini denetleyen mekanizmalar vardı.
Ne olmuştu? Hatırlayalım.
ABD bu kadar pervasız değildi o zamanlar, canı Irak’ı işgal etmek istiyordu ama Türkiye’nin onayı/izni olmadan mümkün değildi.
Nitekim, ikna edilmek için Beyaz Saray’a davet edilen Başbakan Bülent Ecevit, teklifi duyunca resti çekti. O günden sonra Türkiye’ye bir haller oldu. Ecevit hastalandı, partisi parçalandı, medya iktidara yüklenmeye, iş dünyası ve iş adamları gazetelere boy boy iktidar değişsin ilanları vermeye başladı. Ve Başbakan yardımcısı Bahçeli ‘3 Kasım’da erken seçim yapalım’ diyerek hükümete son yumruğu çaktı.
2002 seçimlerinde AKP tek başına iktidara geldi malumunuz.
Erdoğan hapiste olduğu için seçimlere katılamamıştı. Abdullah Gül başbakandı. Ama Irak’ı işgal noktasında sabırsızlanan ABD, her ne hikmetse Abdullah Gül yerine Erdoğan’ı davet etmiş onu muhatap almıştı.
Görüşmelerin ardından 65 bin Amerikan askerinin, 259 uçak ve helikopteri ile Türkiye topraklarında konuşlandırılmasına onay veren tezkere hazırlandı ve TBMM’ye sunuldu.
TBMM’de iki parti vardı sadece, AKP iktidar CHP muhalefetti.
İktidar kanadı; “Tezkereye evet verin. Türkiye Meclis’i evet demezse ABD, B Planını uygulayacak. Türkiye’yi dışlayacak. Bedelini Türkiye’ye çok ağır ödetecek. Kıbrıs’ı kaybedecek. Ege’de haklarından olacak. Kuzey Irak’ta Kürt özerk devleti kurulacak. Bu Kürt devleti, Güneydoğu Anadolu’dan toprak isteyecek. IMF ve Dünya Bankası, Türkiye’den desteğini çekecek. Ekonomimiz yeniden krize girecek. Türkiye ABD’nin vereceği 26 milyar dolar hibe krediden de olacak” türü baş eğdirici, teslimiyetçi propagandaya başladılar.
Deniz Baykal önderliğindeki CHP ve CHP milletvekilleri de bu kirli projeye karşı çıkıyorlardı.
CHP bir yandan TBMM’de AKP’li milletvekillerini tezkereye “Hayır” demeleri için etkilemeye diğer yandan mitinglerle kamuoyunu etkilemeye başladı.
Baykal, TBMM’de tezkere görüşülürken gerçekten çok anlamlı ve etkili bir konuşma yaptı.
Konuşmasında tezkerenin anayasaya aykırı olduğunu, BM kararı olmadığı için “uluslararası meşruiyetinin” bulunmadığını belirttikten sonra AKP’lilere dönerek “ABD’den değil Allah’tan korkun, Allah’tan” dedi. Bu söz İslami hassasiyeti yüksek milletvekillerini çok etkiledi. “ABD istedi diye müslüman bir ülkeye saldırıya niçin yardım ediyoruz” demeye başladılar.
Sonuç; 100 civarındaki AKP milletvekilinin de ‘hayır’ oyu vermesiyle, tezkere reddedildi.
ABD çıldırmıştı, tezkerenin reddedilmesinden çok rahatsız oldu. Türkiye’ye gelen askerlerini ve gemilerini güneye kaydırdı. Bush, Türkiye’nin sözüne güvenilmez bir müttefik olduğunu ilan etti.
Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk Özel Kuvvetleri askerlerinin başına çuval geçirildi.
Deniz Baykal, kaset kumpasıyla siyaset dışına atıldı.
TBMM’nin bu kararında etkili olan Türk silahlı Kuvvetleri’nin başına gelmeyen kalmadı.
Şimdi ‘fetö’cüler yaptı’ denilen kumpaslarla, Balyoz, Ergenekon, Casusluk dosyalarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin en üst düzey paşaları, en deneyimli, en iyi yetişmiş askerleri hapse tıkıldı.
Necati Doğru’dan aktarayım;
ABD, bunun bedelini CHP’ye çok ağır ödetti, kasetle genel başkan devrildi, kasetle genel başkan getirildi. Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirildi. Bir NATO tatbikatında gemimize füze fırlatarak denizcilerimizi vurdular. İçimizdeki hainleri harekete geçirip ordunun Genelkurmay başkanı dahil en seçkin komutanlarına Ergenekon-Balyoz-Casusluk davaları açıldı; “ömür boyu hapis cezalarına” çarptırarak ordudan uzaklaştırdılar. Meclis’in gücünü tek bir kişiye veren modele geçildi. Bugün Meclis tek kişinin kararlarını onaylayan notere dönüştürüldü.”