Bazı isimler vardır; adları bir davanın dosyasından çıkarılsa bile tarihin hafızasından silinmez.
Adil Öksüz ve Zekeriya Öz de Türkiye'nin yakın tarihindeki en tartışmalı firari isimler arasında yer aldı. Fakat bu iki ismi yalnızca şahsi hikâyeleri üzerinden okumak, meselenin coğrafi ve siyasi boyutunu eksik bırakır.
Çünkü bazen bir firar, yalnızca bir sınırı geçmek değildir.
Bazen asıl soru, hangi sınırın geçildiğinden çok, o sınırdan sonra hangi kapıların açıldığıdır.
BİRİ DOĞRULANMIŞ BİR GÜZERGÂHIN İÇİNDE
Zekeriya Öz konusunda tablo daha nettir.
Hakkında yakalama kararı çıkmadan önce Türkiye'den ayrılan Öz'ün, Gürcistan üzerinden Ermenistan'a geçtiği dönemin haber kaynaklarında yer aldı. Habertürk, Öz ve eşi ile Celal Kara'nın Gürcistan'dan Ermenistan'a geçişinde yeşil pasaport kullandıklarını bildirdi.
Bu nedenle Zekeriya Öz ile Ermenistan arasındaki güzergâh, yalnızca sonradan üretilmiş bir söylenti değildir; dönemin basın kayıtlarına geçmiş somut bir olaydır.
Fakat burada başka bir soru başlar:
Ermenistan yalnızca bir geçiş noktası mıydı, yoksa daha geniş bir kaçış zincirinin halkalarından biri miydi?
Bu sorunun cevabı, yalnızca haritada aranamaz.
ADİL ÖKSÜZ DOSYASINDAKİ KARANLIK
Adil Öksüz meselesi ise daha karmaşıktır.
Öksüz'ün 15 Temmuz sonrasında ortadan kaybolmasının ardından Gürcistan, Batum ve farklı ülkeler üzerinden kaçış iddiaları ortaya atıldı. Hatta bazı kişiler tarafından Öz ve Öksüz'ün birlikte Batum'da görüldüğü ve yakalandığı ileri sürüldü.
Ancak Gürcistan İçişleri Bakanlığı 17 Ağustos 2016'da bu iddiaları doğrulamadı ve iki ismin Gürcistan'da bulunduğuna ilişkin yeterli kanıt olmadığını açıkladı.
İşte tam burada gazeteciliğin en önemli sınırı başlar:
İddia ile kanıt birbirine karıştırılamaz.
Adil Öksüz'ün Ermenistan'a geçtiğini kesin bir gerçek olarak yazmak için kamuya açık, doğrulanmış bir kayıt ortaya konulması gerekir.
Bugün için böyle bir kesinlikten söz etmek yerine, Öksüz'ün kayboluşu ile Kafkasya güzergâhı etrafında oluşan iddiaların araştırılması gerektiğini söylemek daha doğru ve daha güçlüdür.
Çünkü gerçeğin düşmanı yalnızca yalan değildir.
Gerçeğin düşmanı, kanıtlanmamış şeyi kanıtlanmış gibi anlatmaktır.
İKİ İSİM, AYNI GÖLGE
Zekeriya Öz ile Adil Öksüz'ü aynı dosyaya koyan şey, Ermenistan hakkında aynı derecede doğrulanmış bir bağlantıya sahip olmaları değildir.
Onları aynı sorunun çevresinde buluşturan şey;
firar,
sınır geçişleri,
Kafkasya güzergâhları,
uluslararası bağlantılar
ve kayboluşlarının arkasındaki karanlık boşluktur.
Öz'ün Ermenistan güzergâhına ilişkin haber kayıtları varken, Öksüz açısından aynı güzergâhın kanıtlanması ayrı bir araştırma konusudur.
Bu ayrım yapılmadan yazılan her metin, hakikati aramak yerine söylentiyi büyütür.
Oysa bu dosyanın ihtiyacı söylenti değil;
belgedir.
Sınır kayıtlarıdır.
Pasaport hareketleridir.
Kamera görüntüleridir.
Gümrük kayıtlarıdır.
Telefon sinyalleridir.
Banka hareketleridir.
Uluslararası yazışmalardır.
Ve en önemlisi, birbirinden bağımsız kaynakların aynı noktada kesişmesidir.
ASIL SORU
Bir insan Türkiye'den çıkar.
Gürcistan'a gider.
Oradan Ermenistan'a geçer.
Sonra başka bir ülkeye ulaşır.
Bu yalnızca bir coğrafya hikâyesi değildir.
Bu, devletlerin sınır güvenliği kadar istihbarat mekanizmalarının da konusu hâline gelir.
Zekeriya Öz örneğinde Gürcistan üzerinden Ermenistan'a geçiş haberleri dönemin kaynaklarına yansımıştır.
Adil Öksüz örneğinde ise yıllardır süren belirsizlik, soruyu daha da ağırlaştırmaktadır:
Bir insan nasıl olur da böylesine büyük bir soruşturmanın merkezindeyken ortadan kaybolur ve yıllar sonra bile nerede olduğuna ilişkin kesin bir kamu kaydı ortaya çıkmaz?
Bu soru cevaplanmadan 15 Temmuz'un bütün karanlık koridorlarının aydınlandığını söylemek mümkün değildir.
ERMENİSTAN MI, YOKSA SADECE BİR KORİDOR MU?
Burada daha büyük bir ihtimal alanı vardır.
Ermenistan gerçekten bir varış noktası mıydı?
Yoksa Gürcistan–Ermenistan hattı yalnızca Avrupa'ya veya başka ülkelere ulaşmak için kullanılan transit bir koridor muydu?
Bu soruların cevabı siyasi kanaatlerle değil, adli ve istihbari delillerle ortaya çıkarılabilir.
Çünkü haritada bir çizgi çizmek kolaydır.
Zor olan, o çizginin gerçekten kimin ayak izini taşıdığını ispatlamaktır.
Ve bugün elimizde bulunan bilgiler, Zekeriya Öz'ün Ermenistan güzergâhına ilişkin güçlü tarihsel kayıtlar bulunduğunu; Adil Öksüz bakımından ise Ermenistan bağlantısının kesinleşmiş bir olgu değil, araştırılması gereken bir iddia olduğunu göstermektedir.
SON SÖZ
Bir devletin hafızası, yalnızca yakaladıklarıyla değil;
kaçırdıkları sorularla da ölçülür.
Adil Öksüz nerede?
Kimlerle temas kurdu?
Hangi sınırları geçti?
Kim yardım etti?
Hangi kayıtlar silindi?
Hangi kayıtlar hâlâ bir arşivin karanlık raflarında duruyor?
Zekeriya Öz'ün Ermenistan güzergâhı biliniyorsa, o güzergâhın bütün halkaları neden sonuna kadar aydınlatılmadı?
Adil Öksüz'ün Ermenistan bağlantısı iddia ediliyorsa, bunu doğrulayacak ya da çürütecek sınır kayıtları nerededir?
Çünkü tarihte bazı dosyalar kapanmaz.
Üzerine mühür vurulur, rafa kaldırılır, yıllar geçer.
Fakat hakikat, dosyanın içinde sessizce bekler.
Ve bir gün biri o dosyayı yeniden açtığında,
kaçış yolları haritaya değil, gerçeği dönüşür.
O gün mesele artık Adil Öksüz'ün nerede olduğu ya da Zekeriya Öz'ün hangi sınırdan geçtiği değildir.
Asıl mesele şudur:
Bir ülkenin en karanlık gecesinde bazı insanlar nasıl kayboldu ve onların ardında bıraktığı boşluk neden hâlâ doldurulamadı?
Cevabı bulunmamış her soru, tarihin duvarında asılı duran bir gölgedir.
Ve bazı gölgeler, ışık gelince yok olmaz.
Kimin gölgesi olduklarını gösterir.
Semih Aslanlar