Mattia Ahmet Minguzzi davasında açıklanan karar, bir kez daha adaletin sadece kanunla değil, vicdanla da tartılması gerektiğini hatırlattı. 15 yaşında, hayatın en güzel çağında bir çocuk, bir pazar yerinde bıçaklanarak hayattan koparıldı. Ancak bugün açıklanan kararla, toplumun adalet duygusu bir kez daha derinden sarsıldı.
Mahkeme, iki sanık hakkında 24’er yıl hapis cezası verirken, diğer iki sanığın beraatine ve tahliyesine karar verdi. Haksız tahrik indirimi uygulanmaması olumlu bir detay gibi görünse de, beraat kararları tüm kamu vicdanında büyük bir yara açtı. Çünkü bu dava, yalnızca bir cinayet değil, aynı zamanda sokaklarımızda bir çocuğun güven içinde yaşayıp yaşayamayacağına dair bir sınavdı.
Karar açıklanır açıklanmaz anne Yasemin Minguzzi fenalaştı, “Artık sadece ilahi adalete güveniyorum” diyebildi. Bu cümle, yargı sistemine güvenin ne kadar zedelendiğini gösteren en çarpıcı ifadedir. Bir annenin artık mahkemeden değil, gökyüzünden adalet beklemesi, hepimiz için utanç verici bir tablodur.
Duruşma sonrası avukat Ersan Barkın’ın sözleri de bu duyguyu pekiştirdi: “Bu beraat kararları hukuken kabul edilebilir değildir.” Gerçekten de öyle… Delillerin, tanık ifadelerinin, olayın bütün seyrinin bu kadar net olduğu bir dosyada iki sanığın tahliye edilmesi, adaletin terazisinde ağır bir dengesizliği ortaya koyuyor.
Bir diğer vekilin, hakimin karar öncesi 12 Eylül, 27 Mayıs ve 28 Şubat gibi siyasi tarihlere atıfta bulunduğunu belirtmesi ise davanın seyrini daha da tartışmalı hale getirdi. Bu dava ne bir siyaset meselesi, ne bir dönem tartışmasıydı; bu dava, sokak ortasında öldürülen bir çocuğun, hepimizin vicdanına emanet edilmiş bir adalet sınavıydı.
Mattia’nın kaybı, sadece bir ailenin değil, tüm toplumun yüreğinde açılmış bir yaradır. O yarayı kapatacak olan şey, uzun cümlelerle gerekçelendirilen kararlar değil; açık, adil, herkesin içine sinen bir adalet anlayışıdır.
Bugün verilen bu hüküm, yasal olarak “karar” olabilir, ama vicdanlarda bir “boşluk” olarak kalacaktır. Çünkü gerçek adalet, yalnızca kanun kitaplarında değil, toplumun ortak vicdanında yankı bulduğunda anlam kazanır.