Zengin ile yoksul arasındaki en büyük fark artık yalnızca para değildir. Zamandır. Zengin, parasını çalıştırırken zaman kazanır. Yoksul ise zamanını satarak para kazanmaya çalışır.
Sabah 06.00'da kalkıp işe giden, akşam eve döndüğünde çocukları uyumuş olan bir işçi düşünün. Bir de aynı saatlerde uyansa bile gününü toplantılar, yatırımlar ve kararlarla geçiren bir sermaye sahibi...
İkisi de yoruluyor olabilir. Ama biri geleceğini inşa etmek için çalışırken, diğeri sadece bugünü kurtarmak için mücadele ediyor.
Yoksulluk artık sadece cebindeki paranın az olması değildir. Yoksulluk; seçeneklerinin azalmasıdır.
Çocuğunu hangi okula göndereceğini seçememek...
Hangi şehirde yaşayacağını seçememek...
Hangi marketten alışveriş yapacağını seçememek...
Hatta bazen hangi meyveyi alacağını bile seçememek...
Zenginlik ise tam tersidir. Para arttıkça seçenekler çoğalır.
Bugün ekonomik veriler, gelir dağılımındaki makasın açıldığını gösteriyor. En üst gelir grupları toplam gelirden daha fazla pay alırken, alt gelir gruplarının payı geriliyor. Gelir eşitsizliği sadece hissedilen bir durum değil, resmi istatistiklerde de görülen bir gerçek.
Fakat toplumun gözden kaçırdığı başka bir tehlike daha var:
Yoksulluk nesilden nesile aktarılıyor.
Eskiden "çalışırsan yükselirsin" sözü daha güçlüydü. Bugün ise doğduğun mahalle, gittiğin okul ve ailenin ekonomik durumu, hayat yarışına kaç metre geriden başlayacağını belirliyor.
Bir çocuk özel ders alırken, diğer çocuk internet paketinin bitmemesi için videoları düşük kalitede izliyor.
Bir genç yabancı dil kursuna giderken, diğeri otobüs parasını hesaplıyor.
Yarış aynı pistte koşulmuyor.
Sonra dönüp "neden biri başarılı oldu, diğeri olamadı?" diye soruyoruz.
Oysa bazı insanlar maratona başlangıç çizgisinden başlıyor, bazıları ise ayaklarına ağırlık bağlanmış halde.