Bazen hayat, insanı susturur. Kalemi elinde olsa da yazdırmaz. Söyleyecek çok şeyin vardır ama zaman susmanı ister.

Tam 6 yıl önce, bu satırlarda; hayatı, insanı, mücadeleyi ve memleket meselelerini kalemimle anlatıyordum. Ne bir tarafa yaslandım, ne de rüzgara göre yön değiştirdim. Çünkü benim için yazmak; bir duruş meselesiydi.

Bugün yeniden buradayım. Artık her Salı ve Cumartesi; gündeme dair ne varsa, hayatın içinde ne akıyorsa, filtresiz ve net bir şekilde bu köşede olacak.

Ne alkış için yazacağım, ne de tepki korkusuyla susacağım. Güzel şehrimizin 16 ilçesine sözümdür.

Bir ucu Adapazarı’nın hafızasına, bir ucu Sapanca’nın gölünde dinlenen huzura.

Serdivan’ın yükselen yüzüne, Erenler’in alın terine, Arifiye’nin demiryolu hikayelerine.. Hendek’in direncine, Akyazı’nın mücadelesine, Karasu’nun Karadeniz’e açılan cesur kıyılarına.. Kocaali’nin dalga sesine, Kaynarca’nın toprağına, Ferizli’nin sadeliğine.

Söğütlü’nün üretimine, Karapürçek’in içtenliğine, Taraklı’nın tarih kokan sokaklarına; Pamukova’nın bereketine ve Geyve’nin vakur duruşuna yürekten koca bir selam olsun.

Çünkü bu şehir; sadece haritada bir yer değil, her ilçesi ayrı bir hikaye, ayrı bir hafızadır.

Her sokağında bir iz, her insanında bir mücadele, her köşesinde anlatılmayı bekleyen bir gerçek vardır.

Dokunulacak çok noktası var, pusulanın doğruyu gösterdiği birçok konuyu birlikte değerlendireceğiz.

Bu şehir nasıl dimdik duruyorsa, bu satırlar da öyle duracak.

Bazen rahatsız edecek, bazen düşündürecek, bazen de herkesin sustuğu yerde konuşacak.

Çünkü gerçekler; taraf tutmaz. Gerçekler olduğu gibi durur. Ben de tam olarak bunu yapacağım, olduğu gibi anlatacağım.

Bazen bir sokağın sessiz çığlığını, bazen bir ananın yüreğindeki yükü, bazen de bu memleketin görünmeyen, gizlenen yaralarını…

Ama en çok da şunu yazacağım; ‘insanı’.

Çünkü mesele ne siyaset, ne ekonomi, ne gündem. Mesele insanın neye dönüştüğü.

Bu köşe; kimseye yaranmak için değil, kimseyi hedef almak için de değil. Bu köşe; hatırlatmak için var.

Unuttuğumuzu, görmezden geldiğimizi, alıştığımızı. Ve belki de en çok; ‘normalleşen yanlışları’ Ben buradayım. Kalemimle, vicdanımla, olduğu gibi…

Ne yazarsam yazayım, önce kendime, sonra bu şehre karşı sorumluyum. Sözüm net, kalemim açık: ne eksik, ne fazla.

Belki bir annenin duasına, bir babanın sessiz yüküne, bir gencin içindeki umuda dokunur bu kelimeler.

Eğer bir tek insan bile ‘yalnız değilim’ diyorsa içinden, işte o zaman bu kalem amacına ulaşmıştır.

Eğer hazırsanız, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu satırlarda sadece kelimeler olmayacak; bu şehrin kalbi atacak.

Sevgilerimle, hoşçakalın.