Yine asıl resme yoğunlaşamıyoruz, suni bir gündemle boğuşup asıl resmi görmüyoruz.
Asıl resim siyasi ve ticari bakımdan ne kazançlarımız ve kayıplarımızdır.
Lakin bütün bunlar umurumuzda değil ki biz, görüşmeden yansıyan görüntü ve fotoğrafları tartışıyor, karşılanma biçimimizden, kapıda karşılanışımızdan, samimi tokalaşmamızdan, sandalyemizin bile çekilmesinden paye çıkarıp aman da ne kadar itibar gördüğümüzle avunuyoruz.
Bir ülkenin itibarı nasıl sağlanır, nasıl korunur bunu sokaktaki çocuğa sorsan bilir ama oluşturulan algının bize taktığı at gözlüğü ile sürekli farklı bakmamız, farklı düşünmemiz isteniyor ve başarılıyor da…
Bu iktidar bayılıyor fotoğraf üzerinden algı operasyonları çekmeye…
Hatırlarsınız, her ABD ziyareti öncesi ve sonrası devreye sokulan bir fotoğraf vardır. Ecevit’in ABD’de ABD Başkanı ile görüşmesinden kalan bir fotoğraf…
Ziyaret ve görüşme öncesinde olası bir terslik yaşanırsa şimdiden ön alalım, görüşme sonrası da görüşmeden fotoğraflarla birlikte ‘işte siz böyle görüşürsünüz ama biz böyle’ babından kullanıma sunuldu.
Ecevit, karşısında bacak bacak üstüne atan Clinton karşısında süklüm püklüm durmuş da ama Trump Erdoğan’ın sandalyesini çekmiş, breh breh itibara bakar mısınız?
Kazandırılmaya çalışılan anlamıyla ve kullanım şekliyle gittikçe iğrençleşen o fotoğrafı, yıllar önce
ABD’de yaşadığı için ABD-Türkiye ilişkilerini en iyi bilenlerden birisi olmasını göz önüne alarak AKP Sakarya Milletvekili Erol Aslan Cebeci’ye sormuştum.
Öyle ya fotoğraflara bakıyorsunuz, ezik bir Ecevit, dimdik bir Erdoğan…
Ama işin aslına bakarsanız siyasi ömrü boyunca ABD ile cebelleşmiş, Kıbrıs demiş, Afyon demiş restleşmiş ve bu restleri sonucu hükümetleri yıkılmış, hatta son Irak resti sebebiyle zehirlenerek öldürülmek istenen bir Ecevit…
Öbür yanda ise partisinin kuruluş aşamasından itibaren ABD ile kol kola giren, sonra Cüneyt Zapsu’nun hakkında ABD’ye ‘deliğe süpürmeyin, kullanın’ mealinde tavsiyelerde bulunduğu bir Erdoğan…
Bunu Ada Fikir Kulübü’nde söylediğimde Erol Aslan Cebeci’nin ‘hocam girme oralara’ deyişi ve mahcubiyeti bugün bile aklımdadır.
Benim için işin daha hazin tarafı eski yol arkadaşlarımdan bir kısmının da yaratılmak istenen bu iğrenç algıya hizmet etmeleridir.
Ben bu arkadaşların ne ara Reis sevdalısı ne zaman Ecevit düşmanı olduklarına şaşırıyorum.
Nereden nereye misali bugün onlar da bu fotoğraflar üzerinden yapılan algıya hizmet ediyorlar maalesef.
İktidar mensuplarının Ecevit hakkında ileri geri düşünmeleri normaldir ama 57. Koalisyon Hükümetinin önemli bir parçasını oluşturan MHP taraftarı ve Ülkücülerin, Ecevit hakkında ileri geri konuşmaları hiç de normal karşılanamaz.
Karşılanamaz çünkü o emperyalist oyunlarla yıkılan 57. Hükümet en çok da Ülkücülerin hükümetidir.
Biz yıllarca neler konuştuk yahu?
AKP, iktidarı sıfır terörle devraldı. Sıfır terör, Türkiye hariç hiçbir ülkenin işine gelmiyordu.
Sıfır terör, BOP yani ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme hayallerinin suya düşmesiydi.
Sıfır terör, Büyük Ermenistan rüyasının bitmesiydi.
Sıfır terör, Yahudilerin vaat edilmiş toprakların üzerine bir bardak su içmesiydi.
Birinci hedef, İran-Irak bahane, ABD ordusunun bölgeye yerleşmesi ve bizimle komşu olması,
İkinci hedef, vatanımızın mültecilerle doldurulup demoğratif yapımızın bozulması,
Ve üçüncü hedef, terörün halkı yıldırıp, bıktırıp, lanet olsun verin gitsin, kurun gitsin, bölün gitsin artık yeter deme kıvamına getirilmesiydi.
Öncelikle 57.Hükümetten kurtulmak geriyordu; DSP’yi böldüler, Ecevit’i bitirdiler, erken seçim kararı aldırdılar, GENÇ PARTİ danışıklı dövüşü ile de MHP, DYP, ANAP gibi partilerin baraj aşmasını engellediler.
TBMM, ABD’nin tam isabet tahmini doğrultusunda biri solcu diğeri muhafazakâr iki partiden oluştu.
AKP’nin muhafazakâr, Müslüman bir parti, CHP’nin zaten dinsiz ve kâfir olduğundan yola çıkılarak geniş bir kamuoyu desteği yaratıldı. Muhalefet susturuldu, basın el değiştirdi, hukuk kevgire döndürüldü,
57. Hükümet döneminde İmralı’da -ülkenin bir yerinde bir mantar tabancası patlasa, bu MHP beni anında asar- korkusuyla it gibi titreyen ve örgütü kontrol eden bir APO vardı.
Şimdi önder Apo oldu.
Ne istiyordu ABD?
BOP’un önündeki en büyük engeli yani Ecevit’i ve koalisyon hükümetini düşürmek…
Yerine güçlü bir iktidar ve zayıf muhalefetten oluşacak iki partili Meclis…
Ve ABD Irak’a girdiğinde “Kahraman Amerikan askerlerinin yurtlarına sağ salim dönmeleri” için dua eden, ABD üslerini BOP çerçevesinde kullandıran bir iktidar…
Oldu mu? Oldu.
İyi de o zaman burada Ülkücüleri sevindiren ve Ülkücüleri Ecevit düşmanı haline getiren ne var?