‘Yahu bu gençler, bu gazeteciler, bu belediye başkanları neden haklarında bir iddianame bile düzenlenmemişken hapiste tutuluyorlar’ diye sorduğumuzda cevap hazır: Efendim kaçma ve delil karatma şüpheleri var da ondan!

Biliyorsunuz, karartacakları bir delil olmayanlar zaten haklarında doğru dürüst bir delil de olmayanlar, adli kontrol şartı ve yurt dışı çıkış yasağı konularak serbest bırakılabilir, kaldı ki hem iç hem de dış hukuk mümkün mertebe ‘tutuksuz yargılanmayı’ gerektirir.

Ama söz konusu birileri olunca uygulanmıyor.

O birileri kim diye sormayın, hepiniz biliyorsunuz.

Mevzu yurt dışına kaçmaksa eğer, arkamızda pek ünlü kaçışlardan oluşan bir sabıka listemiz var zaten.

Şu sözde kaçak savcı Zekeriya Öz mesela. Hakkındaki kararın haberini önceden alıp, Sarp Sınır Kapısı’ndan elini kolunu sallayarak çıktı.

Nasıl oldu bu iş diye sorduğumuzda Artvin Valisi, sınır kapısındaki yoğunluğu gerekçe gösterdi, gözden kaçmış dedi.

Savı Öz’ün kaçışına en çok kimler sevindi, biliyoruz.

15 Temmuz darbesinin en önemli ismi, kilit ismi hatta Adil Öksüz mesela, bazıları gibi Meriç nehrini yüzerek değil, darbenin üçüncü günü elini kolunu sallayarak Atatürk Havalimanından uçtu gitti.

Bu kaçışa da kimlerin sevindiğini tahmin edersiniz!

Şimdi yeniden hakkında yakalama ve tutuklama kararı çıkarılan Sezgin Baran korkmaz mesela. Avucumuzun içindeydi. Kara paradan yargılanıyordu. Temiz olduğunu gösterir bir MASAK raporu ile salıverildi. Öyle yurt dışına çıkış yasağı veya adli kontrol falan da uygulanmadı.

El konulan mal varlıkları serbest bırakıldı ki serbest kalmasına sebep olanların harçlıklarını dağıtabilsin, bazı alacaklarını silsin.

Ardından ‘aa bu rapor sahteymiş, böyle bir adam serbest bırakılır mı yahu’ denilerek, pır diye uçup gittikten sonra, daha doğrusu gittiğinden emin olunduktan sonra hemen sonra yakalama kararı çıkardılar ama nafile…

Sezgin Baran Korkmaz’ın kaçışının da kimlerin işine geldiği sır değil. En çok sevinenlerden bir tanesi de ‘seni alacaklar, çabuk tüy’ diyen Süleyman Soylu…

Sahte diploma ve e-imza çetesi skandalı patladı.

Skandal büyüktü. Siyasiler ve bürokratlar dahil yani ensesi kalın olanlar dahil yüzlerce kişiye sahte diploma, sahte pasaport hatta sahte polis kimliği verilmişti.

İlgili sistemlere girerek sınav notları yükseltilmişti.

Arama kayıtları silinmişti.

Önce hangi akılla bilmem olayı organize suç çerçevesinde değerlendirmediler.

Bu da onların tahliyesine gerekçe oldu. Serbest bırakıldılar.

Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi, “delillerin toplanmış olması, karartma ihtimalinin bulunmaması ve tutukluluk süresinin dolması” gerekçesiyle serbest bıraktı.

Özellikle tutuklu yargılanan muhaliflerin duymayı ne kadar çok istediği bir cümle değil mi; “delillerin toplanmış olması, karartma ihtimalinin bulunmaması ve tutukluluk süresinin dolması” cümlesi…

Neyse, hemen ardından ‘eyvah yanlış yapmışız’ denildi, bu kez organize suç çerçevesine sokulup derhal tutuklanmaları istendi ama örgüt lideri Ziya Kadiroğlu ve Mıhyeddin Yakışır çoktan uçup gittikten sonra…

Bu kaçışa da çok sevinenler ve hatta ‘inşallah yakalanmazlar’ diye dua edip hatim indirenler de var…

Ve son olarak… 4 davadan yargılanan, 3 davadan yurt dışı çıkış yasağı bulunan Prof. Dr. Ünsal Ban.

Yunanistan’a kaçarken tutuklanan, iki kere kaçarken yakalanan ama yine de kaçma şüphesi olmadığı gerekçesiyle sadece ‘yurt dışı yasağı’yla serbest bırakılan eski THK rektörü Ünsal Ban…

Bu kez gerçekten tüydü.

Hem de tam da borsa manipülasyonu, suç örgütü kurma, kişisel verileri paylaşma ve mal varlığı aklama gibi suçlamalarla ilgili büyük bir operasyonun düğmesine basılmasına saatler kala, bu kaçış tesadüf olabilir mi?

Ve CHP’li Murat Bakan; “İktidara yakınsanız suç örgütü lideri olabilirsiniz, borsa manipülasyonu yapmış olabilir ve hatta kaçmaya da teşebbüs etmiş olabilirsiniz, ama tüm bunlara rağmen adli kontrolle salıverilebilirsiniz… Tutukluluk, sadece muhaliflere bir cezalandırma yöntemi haline getirilmiş durumda” derken haksız mı?