Siyaset… Bir ülkenin kaderinin yazıldığı, bir milletin geleceğinin şekillendiği en ağır sorumluluk alanı. Ama ne yazık ki bugün, bu ağır sorumluluğun altında ezilmesi gerekenler değil; onu fırsata çevirenler çoğalıyor.
Henüz bir ay bile olmadı, aktif siyasette bende varım dedim. Sadece bir ayın içinde bile insanın omzuna yüklenen yük, yılların ağırlığına denk gelebiliyorsa; burada durup düşünmek gerekir.
Bugün ülkemizin içinde bulunduğu siyasi konjonktüre baktığımızda; dışarıdan gelen tehditlerin, içeride oluşan kırgınlıklarla nasıl daha da derinleştiğini görüyoruz.
Böylesi bir dönemde siyaset; makam aracı değil, bir siper olmalıdır.
Ama ne yazık ki bazıları için siyaset hala bir menfaat kapısı, bir konfor alanı, bir kişisel yatırım planı…
İşte tam da burada insanın içi sızlıyor.
Çünkü siz, ‘Devletimin bana ihtiyacı var’ diyerek yola çıktığınızda; karşınızda ‘Ben burada ne alırım?’ diye hesap yapanları görüyorsunuz.
Ve en ağır olanı şu: Dik duranlar, eğilip bükülenleri rahatsız eder. Çünkü dik duran bir insan, başkalarının eğriliğini görünür kılar.
Ben hayatım boyunca hiçbir makamın, hiçbir menfaatin peşinde olmadım; buna da ihtiyacım yok. Hiç kimseden bir kürdan istemedim. İstemem de…
Çünkü bazı şeyler vardır; alınmaz, satılmaz, devredilmez. Şeref gibi. Haysiyet gibi. Onur gibi.
Bunları kaybettiğinizde, kazandığınız hiçbir şeyin anlamı kalmaz.
Siyasetin içinde geçen bu kısa sürede şunu çok net gördüm: Bazı insanlar için siyaset bir yükselme aracı, bazıları için bir koruma kalkanı, ama çok azı için bir hizmet makamı…
Oysa bu ülke, hizmet edenleri unutmayan; ama menfaat peşinde koşanları da er ya da geç ayıklayan bir millettir.
Evet… Bu süreç benden çok şey götürdü. Dostluklardan aldı, aile bağlarını zorladı, iç dünyamı sınadı.
Ama bir şeyi götürmedi: Vicdanımı…
Ben her gece başımı yastığa koyduğumda huzurla uyuyabiliyorsam, hiç kimseye hesap vermekten korkmuyorsam, o zaman doğru yoldayım demektir.
Çünkü menfaati olmayan bir adamın, kimseye verecek bir hesabı da yoktur.
Bugün bazıları benim varlığımı bir tehdit olarak görüyor. Oysa korkulacak bir şey yok. Çünkü benim hesabım sizin şehirde uğruna savaştığınız makamlarınızda değil…
Aklı olan herkes şunu bilir: Seçim yokken, gündem yokken, hedef yokken kim kendini erken yıpratmak ister?
Ben bir hesabın içinde değilim. Ama görüyorum ki birçok kişi hala hesap yapıyor.
Oysa hayat kısa. Dünyevi menfaatler uğruna kendinden eksilmek, insanın kendine yapabileceği en büyük ihanettir.
Bugün ülkenin dört bir yanında, sokakta da, makamda da, siyasetin içinde de dostlarım varsa; bu, bir şeyler aldığım için değil, bir şeyler vermekten çekinmediğim içindir. Ve bu vatanın canıma ihtiyacı olsa çekinmeden onu da veririm.
Ve şükürler olsun ki bugüne kadar bir karıncanın dahi canını incitmeden yürüdüm bu yolda.
Siyaset; insanı büyütmez. Kimisi o aynada kendini kaybeder, kimisi ise kendini bulur.
Ben kaybetmeyi değil; kalmayı seçtim.
Benim üzerimden bu şehirde kendi makamını tehdit altında gören tek bir kişi varsa; gönlü ferah olsun. Ben bir makam peşinde değilim.
Ve bu ülkede hala vicdanıyla siyaset yapmaya çalışan bir tek insan bile varsa, umut vardır.
Çünkü bu millet; eğilip bükülenleri değil, dik duranları yazar tarihine…