TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı trafik verileri masamın üzerine düştüğünde, karşılaştığım tabloyu tek bir kelimeyle özetlemek mümkün: Korkunç. Rakamlar kuru birer istatistik gibi görünebilir ama her bir rakamın arkasında bir insan hikayesi, yarım kalmış bir hayal ve ocağına ateş düşmüş bir aile var. Sakarya gibi ulaşım ağlarının göbeğinde yer alan bir şehirde, geçtiğimiz yıl tam 21 bin 269 kaza meydana gelmiş. Bu, günde ortalama 58 kaza demek! Yani biz çayımızı içerken, işimize giderken şehrin bir yerlerinde sürekli metalin metale çarpma sesi yankılanmış.
Şehrimizdeki araç sayısı 433 bin 437’ye ulaşmış durumda. Neredeyse her iki kişiden birine bir araç düşüyor. Elbette araç sayısının artması trafiği yoğunlaştırıyor, ancak bu durum "kaza yapmak kaderdir" demek değil. En acı tablo ise can kayıplarında saklı. Sakarya yollarında geçtiğimiz yıl tam 102 kişiyi sonsuzluğa uğurladık. Bunların 39’u kaza yerinde, 63’ü ise hastane yolunda hayatını kaybetti. 6 bin 308 kişi ise yaralandı; bu insanların birçoğu belki de hayatı boyunca o kazanın fiziksel veya psikolojik izlerini taşıyacak.
Hepimiz şikayetçiyiz: "Trafik çok kalabalık", "Yollar yetersiz"... Peki, direksiyon başına geçtiğimizde hangimiz sütten çıkmış ak kaşığız? Emniyet kemerini "ötmesin" diye arkadan bağlayanlar, kırmızı ışıkta "geçerim" diye gaza basanlar, elinde telefonla şerit değiştirenler... Yetkililerin denetimleri artırması şart; buna şüphe yok. Ancak Sakarya’nın bu bilançodan kurtulması için asıl ihtiyaç duyduğumuz şey trafik kültürüdür.
Sonuç olarak; 102 kişinin öldüğü bir şehirde artık hiçbir kaza "kaza" değildir. Eğer önlenebilir bir durum ihmal yüzünden yaşanıyorsa, bunun adı başka bir şeydir. Bu şehir hepimizin. Yollar bizi sevdiklerimize kavuşturmak için var, onları bizden ayırmak için değil. Lütfen, o gaza basarken evde sizi bekleyenleri ya da karşı şerittekini bekleyen çocukları düşünün. İstatistikler can yakmasın, biz artık ders alalım.