Son günlerde Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı kuraklık haritasına bakınca insanın içi ürperiyor. Haritanın simsiyah gölgesinde Sakarya, “olağanüstü kurak” kategorisinde. Bu tablo, sadece rakamların soğuk yüzü değil; geleceğimize dair en ciddi uyarı niteliğinde bir kara işaret fişeği.

Uzun yıllar boyunca Sakarya, yılda 800-1000 mm yağış alırdı. Bu değer, toprağımızın bereketini, göllerimizin canlılığını, çiftçimizin umudunu beslerdi. Ancak 2025’in Mart-Ağustos döneminde yağışlar %40-60 oranında azaldı. Normalde 400 mm yağış düşmesi gerekirken, gökyüzünden bize ulaşan sadece 150-250 mm oldu. Bu, doğanın bize “artık sınırdayım” dediği noktadır.

Şehrimizin kalbi olan Sapanca Gölü’nde su seviyesi, kritik eşik olan 31,80 metrenin çok altına indi ve 29,70 metreye kadar geriledi. Bu yalnızca bir gölün su kaybı değil, musluğumuzdan akan suyun, çiftçimizin sulama umudunun kuruması anlamına geliyor. Bugün gölde yaşanan düşüş, yarın soframızdaki ekmeğin, tarladaki mahsulün, fabrikadaki üretimin eksilmesi demektir.

Uzmanların uyarısı net: Sonbahar yağışları beklenen seviyede olmazsa Sakarya, içme suyundan tarımsal üretime kadar büyük bir krizle yüzleşecek. Bu yüzden artık günü kurtaran açıklamalardan çok, geleceği güvence altına alacak “acil su yönetim planları”na ihtiyacımız var. Musluktan akan damlayı, toprağa düşen yağmuru, göldeki her bir santimetreyi korumak zorundayız.

Kuraklık sadece meteorolojinin çizdiği haritada kalacak bir istatistik değil, hepimizin yaşamına dokunan bir gerçek. Çiftçisiyle, sanayicisiyle, ev hanımıyla, öğrencisiyle bu krizin ortasında yaşıyoruz. O yüzden çözüme dair sorumluluk da hepimizin omzunda.

Bugün suyu hoyratça tüketirsek, yarın çocuklarımız bize hesap soracak. Unutmayalım, Sakarya’nın geleceği Sapanca Gölü’nde, tarlalarımızda, damlalarımızda saklı. Ve bu geleceği kurtarmak için artık erteleyecek tek bir günümüz bile yok.