Bir şehirde sendikalar, meslek kuruluşları, dernekler, şuralar ve çeşitli sivil toplum yapıları varsa, aslında önemli bir toplumsal güç de var demektir.
Bu yapıların her biri farklı bir kesimin sesini duyuruyor. Kimi çalışanların, kimi esnafın, kimi üreticinin, kimi gençlerin, kimi de belirli bir meslek grubunun sorunlarını gündeme taşıyor. Toplantılar yapılıyor, açıklamalar geliyor, sorunlar sıralanıyor, çözüm önerileri konuşuluyor.
Bunların elbette bir karşılığı var. Ama bir noktadan sonra insanın aklına şu soru geliyor:
Peki sonra ne oluyor?
Bir sorun defalarca masaya yatırıldığında, aynı konu tekrar tekrar konuşulduğunda, vatandaş artık yeni bir toplantıdan çok ortaya çıkan sonucu görmek istiyor. Çünkü sorunların tespit edilmesi önemli ama artık tek başına yeterli değil. Bir meselenin gerçekten gündemden kalkması için takip edilmesi, ilgili kurumlarla görüşülmesi, somut bir önerinin ortaya konulması ve mümkünse bunun sonucunun kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.
Afetler bunun en görünür örneklerinden biri. Yağmur yağdığında, sel olduğunda veya bir başka sıkıntı yaşandığında çok sayıda kurumun sahaya çıkması elbette değerli. Vatandaşın yanında olmak, ihtiyaçları yerinde görmek ve dayanışma göstermek toplum açısından önemli.
Fakat saha çalışmasının da bir devamı olmalı. Afet geçtikten sonra aynı bölgeye yeniden bakmak, nedenlerini araştırmak, eksikleri raporlamak ve bir sonraki yağışta aynı görüntülerin yaşanmaması için öneri geliştirmek de en az ilk gün sahada olmak kadar önemli. Çünkü vatandaş yalnızca “yanınızdayız” mesajını değil, “bu sorun için şunu yaptık” cümlesini duymak istiyor.
KÜÇÜK AMA SOMUT ADIMLAR
Aslında her kurumun büyük projeler yapması gerekmiyor. Bir sendika, üyelerinin yıllardır yaşadığı bir sorunun çözümü için ilgili makamlarla düzenli görüşmeler yapabilir. Bir meslek kuruluşu, sahadaki sorunları raporlayıp çözüm önerileri hazırlayabilir. Bir dernek, kendi alanındaki ihtiyacı görünür kılmanın ötesine geçip ilgili kurumlarla ortak çalışma geliştirebilir. Bir şura veya çalışma grubu ise toplantıda konuşulanları bir rapora dönüştürüp “şu önerileri sunduk, şu aşamaya geldik” diyebilir.
VATANDAŞ ARTIK SONUCU GÖRMEK İSTİYOR
Burada mesele herhangi bir kurumu, sendikayı veya sivil toplum kuruluşunu eleştirmek değil. Tam tersine, bu yapıların şehir hayatındaki rolünün daha da güçlenmesi gerektiğini hatırlatmak. Çünkü toplumun farklı kesimlerinden gelen sesler ne kadar güçlü olursa, şehirdeki sorunların çözümü için de o kadar fazla imkân ortaya çıkar. Ancak bunun için “sorunu biliyoruz” aşamasından “çözüm için ne yaptık?” aşamasına geçmek gerekiyor.
Toplantılar yapılmalı, sorunlar konuşulmalı, açıklamalar elbette yapılmalı. Ama artık her toplantının sonunda şu sorunun da cevabı olmalı:
“Şimdi ne yapacağız?”