Zamların kendisinden çok, zamların nereye kadar uzandığını konuşmak gerekiyor. Çünkü bir ürünün, hizmetin ya da girdinin fiyatı arttığında mesele çoğu zaman o etiketle sınırlı kalmıyor. Bir yerden başlayan maliyet artışı, başka bir sektöre, oradan esnafa, üreticiye ve sonunda vatandaşın cebine kadar uzanıyor. Kısacası zam geliyor, el değiştiriyor, büyüyor ve son faturası vatandaşa kesiliyor.

Motorin 100 lirayı aştığında mesele yalnızca otomobil sahibinin daha pahalı yakıt alması değil. Traktör mazotla çalışıyor, kamyon mazotla çalışıyor, tır mazotla çalışıyor. Tarladaki ürün hale, halden markete, marketten sofraya taşınıyor. Dolayısıyla akaryakıttaki artışın ulaştırma ve tarım maliyetleri üzerinden başka fiyatlara yansıması şaşırtıcı değil. Nitekim Merkez Bankası da akaryakıt fiyatlarının ulaştırma hizmetlerinin yanı sıra özellikle gıda üzerinde maliyet kanalıyla etkili olduğunu belirtiyor.

Ama mesele sadece motorin de değil. Elektriğin fiyatı yükseldiğinde fırıncı daha yüksek üretim maliyetiyle karşılaşıyor. Soğuk hava deposunun gideri artıyor, marketin elektrik faturası kabarıyor, fabrikanın üretim maliyeti yükseliyor. Üretici bu maliyeti tamamen kendi cebinden karşılayamadığında ürünün fiyatına ekliyor. Sonra vatandaş markete gidiyor ve aynı ürünü birkaç hafta önce ödediğinden daha pahalıya alıyor. Elektrik faturası bir kez artıyor ama etkisi birçok ürünün fiyatında karşımıza çıkabiliyor.

Bir başka örnek kira. Bir iş yerinin kirası yükseliyor. Esnafın gideri artıyor. Esnaf da ayakta kalabilmek için sattığı ürünün fiyatını yeniden hesaplıyor. Berberden lokantaya, marketten küçük işletmeye kadar aynı hesap yapılıyor. Vatandaş ise bütün bu hesapların en sonunda alışveriş fişine yansıyan rakamla karşı karşıya kalıyor. Ev kirası yükseldiğinde de durum farklı değil. İnsan aynı evde oturuyor ama her yıl aynı ev için daha fazla para ödemek zorunda kalıyor.

Gıda tarafında ise zincir daha da uzun. Gübre pahalanıyor, yem pahalanıyor, enerji pahalanıyor, tarımsal üretim maliyetleri yükseliyor. Üretici ürününü daha yüksek maliyetle yetiştiriyor. Nakliyeci taşıma maliyetini hesaplıyor. Toptancı kendi giderini ekliyor. Market de kendi masrafını hesaba katıyor. Tarladan çıkan ürün sofraya geldiğinde başlangıçtaki maliyet artışı birkaç farklı halkadan geçerek büyümüş oluyor. Temmuz 2026 verilerinde gıda ve alkolsüz içecekler fiyatları yıllık yüzde 37,53 artarken, konut-su-elektrik-gaz ve diğer yakıtlar grubundaki yıllık artış yüzde 40,32 oldu.

Ulaşımda da aynı tabloyu görüyoruz. Yakıt, bakım, lastik, yedek parça ve sigorta maliyetleri yükseliyor; ardından otobüs, minibüs, servis ve diğer ulaşım hizmetlerinde fiyat tartışmaları başlıyor. Dolmuşçu “Ben de kazanamıyorum” diyor, vatandaş “Ben de geçinemiyorum” diyor. İki taraf da kendi açısından haklı bir maliyet hesabı yapıyor. Fakat bu hesabın sonunda yine vatandaş daha yüksek ulaşım ücretini ödemek zorunda kalıyor.

Bir zam geldiğinde, bu yükü kim taşıyor ve son fatura neden hep vatandaşın önüne geliyor?Çünkü vatandaşın artık zamları takip edecek değil, zamların altında ezilmeyecek bir bütçeye ihtiyacı var.