YARIN 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın104. Yıl dönümü...
BÜYÜK komutan Alparslan’ın 1071’de yurt edindiği Anadolu, o tarihten bu yana hep çeşitli saldırılara maruz kaldı. Önce Selçuklu’nun, ardından Osmanlı’nın ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu bu topraklarda her zaman birilerinin gözü oldu.
Bu topraklar birçok savaşlara, birçok facialara ve emsali az bulunan efsane zaferlere de sahne oldu. Çok eskilere de gitmeye gerek yok; örnek önümüzde. İşte Sakarya, işte Çanakkale, İşte Dumlupınar, İşte Kut’ül Amare ve işte büyük zafer 30 Ağustos…
Şairler Sultanı’nın dediği gibi;
“Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader,
Aldırma, böyle gelmiş; bu dünya böyle gider…”
ARAP BAHARI MASKESİ İLE!
TÜRK Milleti, Osmanlı’nın küllerinden bağımsız bir vatan kurabilmenin eşsiz çabasını gösterirken, yine başka mahfillerde, şehit kanı ile sulanmış bu topraklarda başka plânlar yapılıyordu;
Büyük Ortadoğu Projesi...
Daha doğrusu “böl, parçala, yönet!”
“Arap Baharı” diye milletlere yutturulan Siyonizm plânının gerçek amacı budur. Son çeyrek asırda Irak, Libya, Mısır, Lübnan ve Suriye’nin başına gelenleri hatırlatmaya gerek yok sanırım.
KİMİNE KATİL KİMİNE ÖNDER!
NE yazık ki, Kuzey Afrika ve güneyimizde ve doğumuzda sıralanan devlet başkanlarına, Katil Esat, Diktatör Sisi, Soykırımcı Kaddafi, Katil Saddam yakıştırması -haklı olarak- yapılırken, 50 bin Türk’ün katili Abdullah Öcalan’ın isminin önüne, bu günlerde “sayın” ve “önder” gibi sıfatlar ekleniyor...
Bir başka deyişle, Libya, Mısır, Lübnan, Irak, İran, ve Suriye’de halkına zulüm yapan liderlere diktatör ve zalim yakıştırması yapılırken; bu ülkenin has evladını, askerini, jandarmasını, öğretmenini katleden bebek katiline “önder” ve “lider” yakıştırması öyle mi?
DAHA COŞKUN KUTLANMALI!
EVET, yazının başında da bahsettiğim gibi, yarın 30 Ağustos ve Türk Milleti’ne Anadolu’ya mührünü basan büyük zaferin 104. Yıl dönümü... Bu yıl dönümü özellikle daha “coşkun” ve daha bir “gururla” kutlanmalı.
Bu topraklarda sinsi emelleri olan Emperyalizmin zihniyeti, Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarında bir Kürdistan devleti kurma plânını diri tutuyor. Bunun için tetikledikleri çeşitli savaş ve entrikalarla Suriye, Irak’ta hedeflerine ulaştılar, İran’ın da ekonomi ve silah gücünü büyük ölçüde kırdılar.
İran, asırlardır Devlet olabilmenin şuuruyla direnmeye çalışıyor. Bu topraklarda gözü olan Emperyalistler eğer İran’ı da parçalamayı başarırsa, bilin ki, son adım Türkiye olacaktır.
3 KITADAN ANADOLU’YA
CUMHURİYET öncesi de sonrası da bu toraklar üzerindeki hain plânlar devam ediyor. Osmanlı İmparatorluğu, son yıllarında Balkanlar’dan, Kafkasya’dan, Irak’tan, Suriye’den, Libya’dan, Mısır’dan ve dahi üç kıtadan yalnızca Anadolu’ya doğru çekilirken bile 1 milyon civarındaki yorgun bir ordu ile 13 cephede birden savaş verdi.
Ne yazık ki, Lâle Devri dediğimiz son 2 asırda kaybedilen güç, itibar, nüfuz ve verilen tavizlerle koca imparatorluk bitap düşmüş, emsalleri güç devşirirken, Osmanlı, Avrupa’nın gözünde “Hasta Adam” denilen bir duruma gelmişti.
13 MİLYONDAN 86 MİLYONA
ÇOK şükür ki, bu imparatorluğun küllerinden Türkiye Cumhuriyeti doğdu. Küçüle küçüle. 13 nü milyona düşen bir millet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında toplanarak tam anlamıyla bir destan yazdı.
Daha bıyıkları terlememiş delikanlılar cephelerde şahadet şerbeti içti. Cennet mekân analarımız, bu çocukların ellerine kına yakarak gönderdi cephelere. Çok sayıda şehit ve gazi verdik bu vatan için. Büyük sıkıntılar çektik, aç kaldık, susuz kaldık, yaralandık, paralandık ancak; hürriyet için, namus için ve bağımsız bir ülke için verdiğimiz canlar, döktüğümüz kanlar Türkiye Cumhuriyeti’yle vücut buldu. 13 milyonduk, şimdi 86 milyonluk devasa bir ülke olduk…
ESARET ZİNCİRİ İŞLEMEZ TÜRK’E!
TÜRK Milleti, özgürlüğün, hür yaşamanın aşığıydı. Vatan şairi Namık Kemal, ‘Hürriyet Kasidesinde Türk’ün hürriyete düşkünlüğünü şöyle ifade ediyordu:
“Ne efsunkâr imişsin ey didar-ı hürriyet,
Êsir-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten…”
Bugünkü Türkçe ile anlamı;
‘Ey hürriyetin güzel yüzü, sen ne çekici ne büyüleyici imişsin,
Biz sana ulaşmak için esaretten kurtulduk, ama bu defa da sana esir olduk…’
Cumhuriyetin fikri hür, vicdanı hür; seçen ve seçilen özgür yurttaşları olduk. Peygamberimiz sayesinde diri diri gömülmekten kurtulan kadınlar, Gazi Mustafa Kemal ile “eşit yurttaşlık”; seçen, seçilen; özgürce oyunu kullanan ve aydın birer Cumhuriyet kadınına dönüştü.
DİKTATÖR YÖNETİMLER
NASIL bir lidere sahip olmuşuz ki, tam 103 yıl önce kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin çizgisine bu asırda henüz gelemeyen ülkeler mevcut… İşte komşularımız Yunanistan, Bulgaristan, Ermenistan, İran, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Fas, Cezayir Tunus…
Say, sayabildiğin kadar…
Aziz Türk Milleti, etrafında olan biteni iyi analiz edip, demokrasiyi, adaleti ve insan haklarını daha ileri noktalara taşımalı.
Evet, yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. Yıl dönümü...
Emperyalizmin ve Siyonizmin bu topraklardaki planlarına inat, daha coşkulu ve daha gururla kutlanmalıdır.
Aziz Türk Milleti’ne kutlu olsun...
*******************
ANLAMLI BİR SES
“Devlet hastanesinde doğdum. Anneme kimse “Siz Kürt’sünüz” demedi. Liseyi dereceyle kazandım, herhangi bir ayrımcılıkla karşılaşmadım. KYK bursu aldım, Devlet bana, “Sen Kürt’sün, burs veremiyoruz” demedi. Devlet beni memur yaptı. Bugüne kadar ayrımcılık görmedim. Bu ülkede Kürt sorunu değil, PKK ve Kürtçülük sorunu var...”
BİR KÜRT VATANDAŞ