TÜRKİYE, yıllardır bir kanayan yarayı dindirmek için harekete geçti. Dileriz ki, bu yolun sonu gerçekten barış, kardeşlik ve sevinci de kederi de paylaşan samimi “vatandaşlık” buluşması ile sonuçlanır.
Esasen bir milletin güçlü, huzurlu ve müreffeh bir geleceğidir barış içinde yaşamak… Atamızı, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü ile yad edelim…
Bilindiği gibi 30 kişilik bir PKK grubu, “sembolik olarak” silahlarını getirdi ve önceden oluşturulan büyük bir kazanın içine attı. Sonrasında da yakıldı…
Aslında başlangıç olarak elbette ki iyi adımdır; lakin PKK sadece bu 30 kişiden ibaret değildir. Silahları da sadece kazana koydukları keleşler değil.
Dış güçlerin verdikleri silah ve lojistik yardımlarla, Türkiye üzerinden oluşturdukları zehirli madde ticaretiyle oldukça güçlenen PKK’nın elinde son derece donanımlı, gece görüşlü silahlar, tanksavarlar, roketatarlar ve çok miktarda patlayıcı madde bulunuyor.
Tüm bu silah envanterini, Türk Silahlı Kuvvetleri ya da Milli İstihbarat Teşkilatı gözetiminde teslim etmesi, dağlara, ovalara, yollara, mağaralara kurdukları mayınların yerlerini göstermesi ve suça karışanların listesini Türk yetkililere teslim etmesi gerekiyor.
AYLAR SÜRECEK BİR SÜREÇ
Elbette ki tüm bu olaylar, birkaç gün içinde olacak değil; önümüzdeki aylara yayılacak bir süreç. İlk adım çok önemliydi, atıldı…
Kürtler, bu topraklarda ve Türklerin yanında hep vardı ve hiçbir zaman Ermeniler gibi arkadan vurmadı. Cumhuriyetimizin harcında onların da emeği vardır. Lakin Emperyalizmin, Rusların ve Ermenilerin dolmuşuna gelerek isyan çıkaran, başkaldıran, Türk askerlerini şehit eden Şeyh Sait grubunun isyanları bu “dostluğa” ve karşılıklı güvene dâhil değil…
Zira aynı yaklaşımı, geçmişte Fransızlarla ve İngilizlerle işbirliği yapan bazı Arap ülkeleri de sergilemişti. Osmanlı’nın güçlü olduğu zamanlarda ve onun sancağı altında mutlu ve güvende yaşayan bu ülkeler, İmparatorluğun zayıflama ve dağılma aşamasında çeşitli entrikalara başvurmuş, askerlerimizi tuzaklara çekmişti.
Demek ki bu topraklarda “Devlet olmak” istiyorsanız hep güçlü kalacaksınız; güçlü olmak yetmez, adaletli de olacaksınız…
100 BİN KİŞİLİK ORDUYA NE OLACAK?
Tabii işler, PKK’nın silah bırakmasıyla bitmeyecek bu topraklarda. Çünkü yine terör örgütünün türevi ve askeri kanadını oluşturan YPG bugün Irak ve Suriye sınırları içerisinde 100 binin üzerinde bir silahlı güce sahip…
Biliyorsunuz NATO’dan müttefikimiz olan Amerika, yıllardır bu bölgede kümelenen PKK unsurlarına binlerce TIR silah ve mühimmat taşıyor… Taşımak ne kelime, buradaki güçleri eğitiyor, donatıyor ve savaşa hazır bir güç haline getiriyor. Bugün YPG-PYD güçlerinin elinde bir orduyu donatacak kadar silah bulunuyor…
Peki bunlar ne olacak?
İşte zurnanın “zırt” dediği yer de burasıdır aslında. Çünkü bugünün dünyasında YPG yöneticileri, Suriye’deki Ahmet El Şara yönetimiyle kol kola gidiyor… Düne kadar Amerika’nın başına 10 milyon dolar koyduğu Ahmet El Şara bugün Suriye’nin “meşru” gücü haline geldi… Ve ne hikmetse, tepesinden “izinsiz” geçen İsrail uçaklarına hiç ses çıkarmıyor…
Suriye’yi güneyden ve batıdan yavaş yavaş kuşatan İsrail güçlerini görmezden geliyor…
Demek ki neymiş; bu topraklarda “oyun” bütün sinsiliği ile devam ediyor. Emperyalizmin BOP projesi yürürlükte... Türkiye’nin işi sadece içeride PKK ile barış olsaydı, iş çok daha kolay olacaktı…
Görüldüğü gibi bunun Emperyal ayağı var, Avrupa ayağı var, terörist başını tanımayan grupları ve Millet Meclisi’ndeki DEM Partisi var…
Çok başlı ve komplike yapı ile karşı karşıyayız…
Sözün özü, sadece sulh değil, tüm komşular ile tüm dünya ile de sulh içinde olmalıyız… Fakat gerçek barış nedir biliyor musunuz? Onu da söyleyeyim;
Türk Devleti ve hükümeti, “öncelikle” hiçbir suçu yokken hapislere tıktığı yüz binlerce insana bir “genel af” çıkarmalı, siyasetçilerin, gazetecilerin, yazarların, sanatçıların ve fikir insanlarının sesini “haksız yere” kısmaktan, özgürlüğünü çalmaktan vaz geçmelidir.
Gerçek barış böyle sağlanır…
****************
ANLAMLI SÖZ
“Hiç kimse derisinin rengi, geçmişi ya da dini yüzünden bir diğerinden nefret ederek doğmaz… Nefret insanlara öğretilir ve nefret öğretiliyorsa sevgi de öğretilebilir. Çünkü sevgi, nefrete kıyasla insan kalbine daha doğal gelir…”
NELSON MANDELA
****************