Sapanca’da yaşanan son olay, eğitim camiasının kanayan yarasına tuz basmıştır. Bir veli, çocuğuna vurulduğu iddiasıyla felsefe öğretmenini darp ediyor, burnunu kırıyor; yanında getirdiği arkadaşıyla birlikte öğretmeni hastanelik ediyor. Sonra ne oluyor? İki saldırgan, adli kontrolle serbest bırakılıyor.

Bizim ülkemizde artık öğretmenlere saldırı haberleri sıradan hale geldi. Kimi zaman öğrenci, kimi zaman veli, kimi zaman dışarıdan birileri… Öğretmenlik mesleği toplumun en saygın mesleklerinden biri olması gerekirken, sokaktaki herhangi birinin öfkesinin hedefi haline geldi. Bu şiddeti “anlık öfke” ya da “aile hassasiyeti” ile açıklamaya çalışanlar var. Ama hayır, mesele bu değil. Mesele, toplumun öğretmeni ve okulu koruyamamasıdır.

Bugün Sapanca’daki saldırganlar, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruyorum: Bu karar, diğer velilere ve öğrencilere nasıl bir mesaj verir? “Öğretmeni döv, birkaç gün karakolda kal, sonra çık” mı? Şiddetin önüne geçilmesi için adaletin en sert şekilde tavır koyması gerekirken, “kontrollü özgürlük” anlayışı caydırıcılığı sıfıra indiriyor.

Burnu kırılan bir öğretmenin yaşadığı travmayı kim onaracak? Diğer öğretmenler sınıfa girerken nasıl bir güven duygusu hissedecek? Veliler, okul yönetimleri ve devlet, öğretmeni sahipsiz bırakırsa, çocukların eğitimi nasıl sağlıklı yürür?

Bu noktada yapılması gereken bellidir: Öğretmene şiddet olayları için ayrı ve ağır cezai yaptırımlar uygulanmalıdır. Eğitim kurumlarında güvenlik tedbirleri artırılmalıdır. Öğretmenlerin itibarı yasal güvence altına alınmalıdır.

Sapanca’da yaşanan olay sadece bir öğretmenin burnunun kırılması değil, aslında toplumun eğitim anlayışının kırılmasıdır. Biz öğretmeni koruyamazsak, geleceğimizi de koruyamayız.