Yasadışı dinleme, yalnızca bir kulak hırsızlığı değildir; insanın mahremiyetine uzatılmış kirli bir eldir. Bir evin duvarına, bir ailenin sofrasına, bir insanın en sessiz duasına gizlice sızan ahlaksız bir gölgedir. Çünkü bir milleti yıkmak isteyenler önce onun ordusuna, polisine, mahkemesine değil; insanın kendi içinde taşıdığı güven duygusuna saldırır.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün yaptığı da buydu.

Onlar, dinin temiz adını kirli hesaplarına perde yaptılar. Hizmet dediler; fakat hizmet ettikleri şey millet değil, kendi karanlık hırslarıydı. Ahlak dediler; fakat ahlakın en temel direği olan mahremiyeti çiğnediler. İman dediler; fakat imanı, insanları kandırmak için kullanılan soğuk bir maskeye çevirdiler. Bu yüzden onların ihaneti yalnız devlete karşı değil; insanın insana duyduğu güvene, komşunun komşuya bakışına, kardeşin kardeşe inanışına karşı işlenmiş derin bir suçtur.

Yasadışı dinleme yapan kişi, yalnızca kanunu çiğnemez; namusun eşiğini de çiğner. Çünkü insanın izni olmadan sesine, sözüne, sırrına musallat olmak; hırsızlığın en alçak biçimlerinden biridir. Para çalanın izi kasada kalır, mal çalanın izi kapıda kalır; fakat mahremiyet çalanın izi insanın ruhunda kalır. O iz kolay silinmez.

FETÖ, bu ülkenin damarlarına sızmaya çalışan bir zehir gibi hareket etti. Devletin içine, kurumların içine, insanların hayatlarına, gençlerin umutlarına, ailelerin inancına, adaletin terazisine ve milletin hafızasına sinsice sokuldu. Kendini masum gösterirken, arka odalarda dosyalar tuttu. Kendini dindar gösterirken, insanların özel hayatlarını fişledi. Kendini fedakâr gösterirken, milletin evlatlarını kendi karanlık düzenine esir etmeye çalıştı.

Bunların en büyük zararı yalnızca yaptıkları operasyonlarda, kumpaslarda, ihanetlerde değildir. En büyük zarar, toplumun kalbine düşürdükleri şüphedir. İnsan artık kime güveneceğini sorgular hâle geldiyse; bir genç, samimi bir dini yapıya bile kuşkuyla bakıyorsa; bir vatandaş devletin kurumlarında gölge arıyorsa; işte bu zehirli mirasın sebebi, yıllarca masumiyet maskesiyle dolaşan o karanlık yapılanmadır.

Bir ülkeye verilecek en büyük zarar, yalnızca binaları yıkmak değildir. Kurumlara olan güveni yıkmaktır. Adalete olan inancı yıkmaktır. Liyakatin yerine sadakati, ahlakın yerine örgüt bağlılığını, vatan sevgisinin yerine karanlık biati koymaktır. FETÖ bunu yaptı. İnsanların emeğini çaldı, gençlerin geleceğini kirletti, devletin hafızasına gölge düşürdü, milletin vicdanına ağır bir yara bıraktı.

Ve insanlığa verdiği zarar da burada başlar.

Çünkü insanlık, mahremiyetle başlar. İnsanlık, bir insanın kendine ait kalabilme hakkıyla başlar. İnsanlık, inancın istismar edilmediği, adaletin örgüt hesabına kurban edilmediği, gençlerin beyinlerinin karanlık odalarda rehin alınmadığı yerde başlar. FETÖ gibi yapılar ise insanı insan yapan bütün değerleri içten içe kemirir. Önce dili bozarlar, sonra ahlakı; önce güveni bozarlar, sonra toplumu.

Onlar, “biz iyilik için buradayız” derken, kötülüğün en sinsi hâlini taşıdılar. Çünkü açık düşman bellidir; fakat dost görünen ihanet, insanın sırtındaki en derin bıçaktır. Açıkça saldıranla mücadele edilir; ama yıllarca tebessümle yaklaşan, dua ile konuşan, ahlak dersi verip arka planda insanların hayatını dinleyen bir karanlık, toplumun ruhuna daha ağır zarar verir.

Bu yüzden yasadışı dinleme yapanlar sadece suçlu değildir; vicdan mahkemesinde de mahkûmdurlar. Çünkü onlar, insanın mahremiyetini ganimet sandılar. Sırrı silah yaptılar. Dini kalkan, ahlakı maske, sadakati zincir, devleti hedef yaptılar.

Fakat unuttukları bir şey vardı:

Milletin hafızası derindir.

Bu topraklar ihaneti de kaydeder, sadakati de. Kimin gecenin karanlığında milletin evlatlarına tuzak kurduğunu, kimin devletin içine sızıp adaleti kirlettiğini, kimin insanların özel hayatını alçakça araç hâline getirdiğini unutmaz. Zaman geçer, isimler değişir, maskeler düşer; ama ihanetin kokusu tarihin duvarlarından kolay kolay silinmez.

FETÖ’nün ülkeye verdiği zarar, yalnız bugünün meselesi değildir. Bu, gelecek nesillere anlatılması gereken bir ibret levhasıdır. Bilge Kağanlara, gençlere, bu ülkenin yarınlarına söylenmesi gereken şey şudur:

Bir insanın dini sözüne değil, ahlakına bakın.

Bir yapının duasına değil, adaletle ilişkisine bakın.

Bir cemaatin kalabalığına değil, insana verdiği hürriyete bakın.

Ve kim mahremiyete saldırıyorsa, kim insanın sırrını silaha çeviriyorsa, kim devlete sadakat yerine örgüte biat istiyorsa; orada nur değil, karanlık vardır.

Çünkü şeref, insanın yalnız kalınca da doğru kalabilmesidir.

Namus, kimse görmezken de başkasının hakkına el uzatmamaktır.

Vatan sevgisi, devlete sızmak değil; millete açık alınla hizmet etmektir.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün karanlık mirası, bu ülkeye ağır bir yara açtı. Ama her yara, eğer unutulmazsa bir derse dönüşür. Ve bu millet, ihaneti unutmadan, adaleti kirletmeden, hukukun ışığını söndürmeden yürümek zorundadır.

Çünkü karanlığa verilecek en büyük cevap, başka bir karanlık değil; temiz, sağlam, namuslu ve şerefli bir adalettir.

Semih Aslanlar