Evimiz, iş yerimiz, okulumuz, sokağımız… en güvende olmamız gereken yerler. Ama Sakarya’da son haftalarda peş peşe gelen iş kazası haberleri iş yerinde ne kadar güvende çalışıyoruz sorusunu akıllara getiriyor. Bu haberler artık “üzücü bir gelişme” diyerek geçiştirilemez. Her yaralanan işçide bir ailenin daha hastane kapısında beklediğini, her hayatını kaybeden işçide bir ailenin daha ocağının söndüğünü görüyoruz.

İnşaatlarda, fabrikalarda yaşanan bu kazalar bize aynı soruyu tekrar sorduruyor: Gerçekten yeterli önlem alınıyor mu?

İş kazalarına kader demek hem işçiye hem de ailesine büyük haksızlık olur. Çünkü uzmanların da ifade ettiği gibi aslında iş kazalarının büyük bölümü önlenebilir. Denetim eksikliği, yetersiz güvenlik ekipmanları, uzun çalışma saatleri, eğitim yetersizliği ve ihmaller zinciri bir araya geldiğinde ortaya ağır sonuçlar çıkıyor. Bugün yaşanan birçok olayın temelinde de bu ihmaller yatıyor.

Önceki yazımda da bahsetmiştim. Sakarya, Türkiye’nin toplam ihracatının %60’ını sağlayan 4 şehirden biri. Bu da, Sakarya‘da üretimin ve sanayinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya seriyor. Organize sanayi bölgeleri, büyük fabrikalar, hızla yükselen inşaat projeleri şehrin ekonomisine hatırı sayılır bir ekonomi sağlıyor. Ama bu ekonominin gözlerimizi kör etmesine, insan hayatının önüne geçmesine izin vermemeliyiz. Çünkü hiçbir üretim bandı, hiçbir teslim tarihi, hiçbir maliyet hesabı insan hayatından daha değerli değil.

İşin daha basit tarafından bakacak olursak bizim her bir insanımıza ihtiyacımız varken, iş güvenliğini görmezden gelemeyiz. Ülkemizde bu kültür hala pek oturabilmiş değil ne yazık ki. Bazı iş yerlerinde güvenlik ekipmanları yalnızca denetim günlerinde hatırlanırken, bazı çalışanlar ise “bant durmasın” diye risk almaya zorlanabiliyor. Oysa baret takmanın, emniyet kemeri kullanmanın, koruyu eldiven takmanın ya da çalışma alanını güvenli hale getirmenin maliyeti; yaşanan bir ölümün bıraktığı acıdan önemli değil.

İş verenin de işçinin de, iş sağlığı ve güvenliğini benimsemesi, uygulaması başka acıların yaşanmaması ve mağduriyetlerin doğmaması adına tek çözüm yolu. Birçok konuda da olduğu gibi kamu kurumlarına burada da çok iş düşüyor. Eğitimler ve denetimler sık ve tavizsiz yapıldığı zaman birçok acının önüne geçilebilir.

Her iş kazasının ardından birkaç gün konuşup sonra unutuyoruz. Ve unutulan her olay, yeni ihmallerin önünü açıyor. Eğer gerçekten çözüm istiyorsak, bu acılar gündemde tutularak herkes tarafından konuşulmalı. Bir işçinin sabah evden çıkarken tek beklentisi akşam evine ekmeğiyle dönebilmesi değil midir? Bundan daha temel, daha insani bir talep olabilir mi?

İş güvenliği bir formalite değil, doğrudan yaşam hakkıyla ilgili bir mesele.