İşimiz gereği, sevsek de sevmesek de sabır ve tahammül göstererek her partinin grup toplantısını takip etmek zorundayız.
Nitekim AKP grup toplantısını da -gerçi artık şaşırmamıza şaşırmaya başladık da- ağzım açık, hayretler içinde takip ettim.
Vaatler ve icraatlar dışında, özellikle siyasi rakiplere yönelik sözler "kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür" deyimini haklı çıkaran sözlerden ibaret.
Dedi ki; "Ana muhalefet gibi lafa gelince basın özgürlüğünden dem vurup, sırf yolsuzluklarını faş ediyorlar diye kürsüden basına parmak sallayanlardan, basın mensuplarını küstahça tehdit edenlerden olmadık. Eleştirilere tahammül gösterdik. Yapıcı önerilere kulak verdik. Hukuksuzluklar karşısında hakkımızı yine hukukun içinde aradık. 'Onu kapatacağız, şunun kapısına kilit vuracağız, hepinizden hesap soracağız' gibi antidemokratik yollara asla tevessül etmedik.”
İyi de 24 yıldır kesintisiz, tek başına ve her türlü yetkiyle donanımlı bir şekilde yönettiğiniz bu ülke;
Dünya Demokrasi Endeksinde 102’inci sırada. Hukuk Devleti Endeksinde 117’inci sırada. Ekonomik Özgürlük Endeksinde 102’inci sırada. Sefalet Endeksinde dünyada ilk 10’da. Yolsuzluk Endeksinde 115’inci sırada. Basın Özgürlüğünde ise 165’inciyiz.
Yani, uluslararası göstergelerin, bize atılan nutuklarla hiçbir alakası yok…
Dahası, toplantı öncesi ve herkes konuşmaya kilitlenmişken üstelik tam da ‘Ana muhalefet gibi lafa gelince basın özgürlüğünden dem vurup’ sözlerinin geçtiği zaman diliminde neler oldu biliyor musunuz?
Aktarayım.
Eski İçişleri Bakanı Soylu, kendisine Gülistan Doku dosyasıyla ilgili soru soran bir muhabire fiziksel müdahalede bulundu, kayıt almasını engelledi.
E hani ‘sırf yolsuzluklarını/usulsüzlüklerini faş ediyorlar diye basına parmak sallayan, basın mensuplarını küstahça tehdit eden, eleştirilere tahammül göstermeyenler’ CHP’lilerdi?
Bununla da kalmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basın özgürlüğünden dem vurup CHP’nin basın özgürlüğüne tahammülsüzlüğünü anlatırken, salonda basın mensupları ve AK partililer arasında gergin anlar yaşanıyordu.
Tam da basına ayrılan bölümüne yerleştirilen amigo ve taraftarın sloganları sebebiyle konuşmayı duyamayan ve işini yapamayan basın mensupları uyarma ihtiyacı hissedince, taraflar arasında tartışma çıktı.
Tesadüf mü, tevafuk mu bilemem ama Allah denk getirdi sizin anlayacağınız…
Bir de ‘beytülmal’ yani devletin hazinesi, kasası konusu geçti ki evlere şenlik.
Erdoğan; “Beytülmale el uzattıysanız adalete hesap vermeye alışacaksınız” deyince de gülsem mi ağlasam mı bilemedim doğrusu.
Özgür Özel bu konuya yeterince açıklık getirdi;
“Beytü'l-male el uzattınız diyor. Buna bağımsız mahkemeler karar verecek. Bunu bugünkü Adalet Bakanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken iddia etti. İddia etmek için lazım olan bir kişiyi bulamadı, üç tane ağaca isim verdi. ‘Çınar’ dedi, ‘Ladin’ dedi, ‘Meşe’ dedi. Gizli tanıklara söyletti. O gizli tanıklar söylediğinden vazgeçti. Sonra o gizli tanık ifadeleri ile tutukladıklarını zorlayarak onları itirafçı sözü altında iftiracı yapmaya çalıştı.
Dün itibari ile 14’ü, ‘Savcıların baskısıyla, yönlendirmesiyle’ diyerek ifadelerinden vazgeçtiler. Daha dün iki tane gizli tanık, Aziz İhsan Aktaş davasında, ‘Yok, yok görmedim. Sadece duydum, öyle duydum. Söyledim, yazmışlar. Altına imza attım’ diyerek gizli tanık olmasına rağmen ifadelerinin somut, kendi gördükleri bir tanıklığa değil, kulaktan duyduklarına ve bunların savcılar tarafından yazılıp kendilerine imzalatılmasına vurgu yaptılar.
Sayın Cumhurbaşkanı utanmadan, sıkılmadan daha iddia edilen, iddia için ispatlardan yoksun bir iddianameye dayanarak mahkeme kararı olmadan; olsa ne yazar, istinaf da onaylanmadan; onaylansa ne yazar, Yargıtay’da kesinleşmeden hükmü kendi zihninde kesinleştirmiş zaten. Ve millete diyor ki, ‘Beytü'l-male el uzattınız’ diyor bize, ‘Hesap vermeye alışacaksınız’ diyor. Bir kez hesap verme iddiayla, yargılanmayla, kararla, istinafla değil; bir cezanın kesinleşmesiyle, infaz olur. Ama siz Mussolini gibi ön infaz yöntemi yapıyorsanız, ‘Bizim savcılar ola ki ispatlamaz, hakimler ola ki lafından çıkar, bunlar cezasız kalır. O yüzden yargılama beklemeye gerek yok, şimdiden infaz edeyim’ diyorsanız tam da bugünkü ifadeniz suçüstü halidir, tam da bugünkü ifadeniz itiraftır.”