Yani insan unutur…

Bir yüzü, bir sesi, bir günü, bir hatırayı, bir sözü unutur. Çünkü insanın yaratılışında unutmak vardır. Zaman geçer, yaşanmışlıklar silikleşir, acılar hafifler, sevinçler sıradanlaşır.

Fakat insanın unutmaması gereken bazı şeyler vardır.

Vefayı unutmamalı, dostluğu unutmamalı, kardeşliği unutmamalı ve en önemlisi insanlığı unutmamalı…

Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda aslında yaşadığımız en büyük ekonomik krizlerin, siyasi tartışmaların ya da teknolojik dönüşümlerin ötesinde çok daha derin bir sorunla karşı karşıyayız:

Sosyal çürüme.

Bizi biz yapan değerler sessizce elimizden kayıp gidiyor.

Bir zamanlar komşusunun kapısını çalmadan sofraya oturmayan insanlar vardı. Bugün yan dairemizde kimin yaşadığını bilmiyoruz.

Bir zamanlar verilen söz senetten daha kıymetliydi. Bugün imzaların bile güven vermediği bir çağda yaşıyoruz.

Bir zamanlar insanlar makamlarıyla değil karakterleriyle tanınırdı. Şimdi karakterler makamların gölgesinde kayboluyor.

Ahlaki değerlerimizi, vicdanımızı, merhametimizi ve empati duygumuzu birer birer kaybediyoruz. Sanki bizi ayakta tutan medeniyetin temel taşlarını tek tek söküp atıyoruz.

Sonra da neden yalnızlaştığımızı, neden mutsuz olduğumuzu, neden huzuru bulamadığımızı sorguluyoruz. Oysa cevabı çok uzaklarda aramaya gerek yok.

İnsan, insanlıktan uzaklaştıkça huzur da ondan uzaklaşır.

Bazen düşünüyorum…

On yıl sonra bizi nasıl bir toplum bekliyor?

Merhametin zayıflık sayıldığı…

Sadakatin aptallık olarak görüldüğü…

Vefanın menfaat karşısında değersizleştiği…

Ailenin dağıldığı…

Dostluğun çıkar ilişkilerine dönüştüğü…

Bir geleceğe doğru mu gidiyoruz?

Eğer bugün durup düşünmezsek, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras teknoloji değil; değersizlik olacak.

Daha hızlı internetimiz olacak belki ama daha yalnız insanlar olacağız.

Daha büyük evlerde yaşayacağız ama daha küçük kalplere sahip olacağız.

Daha fazla bağlantımız olacak ama daha az dostumuz olacak.

Asıl korkmamız gereken şey geleceğin belirsizliği değil, değerlerimizi kaybetmiş bir geleceğin kesinliğidir.

Ve bütün bunların yanında kendimize sormamız gereken çok daha önemli bir soru var:

Yarın sabaha uyanacağımızın garantisi var mı?

Hiçbirimizin yok.

Belki bu satırları okuyanlardan bazıları için bugün son gün.

Belki de yarın kurduğumuz planların hiçbirini gerçekleştiremeyeceğiz.

Öyleyse neden bu kadar kırıyoruz?

Neden bu kadar kin biriktiriyoruz?

Neden üç günlük dünya için birbirimizi tüketiyoruz?

Neden kalp kırmayı, gönül almanın önüne koyuyoruz?

Hayat sandığımız kadar uzun değil.

İnsan sandığımız kadar güçlü değil.

Zaman sandığımız kadar bol değil.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey tam olarak budur:

İnsan olmak.

Çünkü insanlık kaybedildiğinde, geriye kalan hiçbir başarının anlamı yoktur.

Vefa hâlâ en büyük zenginliktir.

Dostluk hâlâ en güçlü sermayedir.

Kardeşlik hâlâ en sağlam köprüdür.

Ve insanlık…

İnsanlık, sahip olduğumuz her şeyden daha değerlidir.

Unutmak insanidir.

Ama vefayı unutmak, insanlıktan vazgeçmektir. Allah bizi; makamıyla değil karakteriyle, servetiyle değil vicdanıyla, gücüyle değil insanlığıyla hatırlananlardan eylesin.