Sevgili okurlar,
Şüphesiz ülke gündeminin tepesinde bulunan önemli gündem maddeleri ile ilgili yazılı, görsel ve sanal medyada çok önemli açıklamalar, değerlendirmeler ve yorumlar yapılıyor..
Gel gör ki, bu yorumlardan, açıklamalardan, değerlendirmelerden rahatsızlık duyulması, Türkiye’nin “fikir ve düşünce özgürlüğü” alanında olduğu kadar, “basın özgürlüğü” alanında, ne kadar geriye gittiğinin göstergesidir..
Son “Ekonomik kriz” ile ilgili olarak, görüş ve düşüncelerini paylaşan, vatandaşlara ne olup bittiğini, bildiği kadar anlatmaya çalışan, ekonomist, gazeteci ve akademisyenlere karşı “BDDK’nin suç duyurusunda” bulunması, “vatandaşların, haber alma, edinme özgürlüklerine” vurulan bir darbedir!
Kaldı ki, ülkenin en önemli sigortalarından biri olan “Lozan Antlaşması” bağlamında, boğazlardan geçişi düzenleyen “Montrö Anlaşması” (İstanbul, Çanakkale, Marmara) hakkında,”görüş ve düşüncelerini açıkladı” diye haklarında suç duyurusunda bulunulan ve “sonra apar-topar evlerinden alınarak, hapse tıkılan 80’lik emekli delikanlı askerlerimizin” başına geleni ne ile izah edeceğiz?
-Nerede fikir ve düşünce özgürlüğü, bireysel hak ve özgürlükler?
Kaldı ki, siyasi süreç içinde,”28 Şubat’ta tankları yürüttüler, siyasi iradeye kafa tuttular, hiçe saydılar” diye yine haklarında soruşturma açılan hapse atılan emekli askerlerimizin feryadını yazmayacak mıyız?

-Burada siyasiler, sudan çıkmış ak kaşık mıdırlar?
Ülkedeki, bütün olumsuzlukların, belirsizliklerin, karanlıkların beceriksizliklerin tek kaynağı siyaset bataklığıdır!
İşte bu siyaset bataklığının azmettirdiği, kirlettiği, karaladığı ve yaşamı tehdit eden olaylardan birini taptaze yaşıyoruz!
Sokakta, “vatandaşların görüş ve düşüncelerini paylaştılar” diye, bu ülkede üç genç evlerinden alındı, sorgulandı ve kelepçelenerek, ev hapsine mahküm edildi!
Yarın, kim aynı akıbet ile karşılaşmayacağını tahhüt edebilir ki?, Herkesin,  “özgürce fikir ve düşüncelerini paylaşacağı bir Türkiye istemek”, kimin, neden zoruna gidiyor ki?
-Bu ülkede gerçekler dillendirilemeyecek mi?
Merkez bankası, Hazine ve diğer özel ve kamu bankalarında olup bitenlerden insanımızın haberdar edilmesi, bilgilendirilmesi siyasi iradeyi ve devletin kurum ve kuruluşlarının başındakileri neden rahatsız ediyor?
Vatandaşımızın, “ülkedeki fiyat artışlarının nedenini olduğu kadar, doviz dalgalanmasını yüksek faiz, yüksek enflasyon hakkında bilgileri öğrenmesi” neden engellenir, bu konuda sözü olanlara, aba altından sopa gösterilir ki?

-Anlamak mümkün değil?
Demek ki, siyasi iradeninin rahatsızlığı söz konusu!
Bakınız, bu ülkenin en gözde İl’i olan İzmir’de, yasal zeminde siyaset yapan, parlamentoda grubu bulunan, milletvekilleri ile kendi görüş ve düşüncelerini paylaşan bir siyasi partinin il merkezine yapılan saldırıda, genç bir kadın menfur bir cinayete kurban gitti!..
Bu kadın, senin, benim, onun kardeşi, yani bizden biri, bu ülkenin saygın bir bireyi değilmiydi?
Kabahati, suçu bir partinin merkezinde çalışmakmıydı?
17 Hazıran 2021 tarihinde Onur Gençer adlı bir gençin saldırısı sonrası vahşiçe katledilmesini hangi vicdan kabul edebilir?

-Dün başlayan dava süreçi çok önemlidir..
“Türkiye’de savcıların, hakimlerin ve en önemlisi adaletin olduğu”
İzmir’den bir kez daha, tüm ülkeye, dünyaya gösterilmelidir!
İşte Türkiye’de terörün bitirilmemesinin en önemli sebeplerinden biri de, bu tür olaylar ile terör ateşinin altına sürekli odun atılmasıdır!..
Demek ki,”ülkede terörden medet uman, terörün bitmesini istemeyen ve daha önemlisi birlik, beraberlik ve kardeşlikten çekinen ve bu hasletleri kendi tekelinde” tutanlar var?!

-İşte Deniz Poyraz’ın öfkesi, dava salonu dışına da yansıyor..
“Deniz Poyraz isyanımızdır” afişi, herkese önemli bir mesajdır!..
Hala, “insanımızı ötekileştirmenin, kutuplaştırmanın ve ayrıştırıcı kindar, dindar bir beklenti içinde inat etmenin, katı olmanın ülkeye ne yararı” olabilir ki?
-Yunusça, birbirimizi ne zaman seveceğiz, anlayacağız?
Mevlana’nın, “ne olursan ol gel” çağrısını nereye koyacağız?
“Bu zıtlaşmanın, bu hazımsızlığın, bu kabulsüzlüğün, bu tahammülsüzlüğün sonucu, başka cinayetlerin işlenmemesi için” herkes bir şey yapabilir!
Korkunun, ecele faydası mı var?

-Bu ülke, sadece birilerinin değil, bu topraklar üzerinde yaşayanlarındır..
İnsanı ile canlıları ile yeşil dokusu, dağları, dereleri, nehirleri, gölleri, denizleri, şarkıları, türküleri, dini hasletleri, gelenekleri, örfü, yaşanmış, yaşanacak güzellikleri ile bu ülke hepimizindir..
Bu ülkede, salt bir veya eki, üç siyasi parti yok!
Artık, birbirinden farklı birçok siyasi partimiz var..
Her birinin ülke yönetimine talip olması, farklı fikir ve görüşleri ile ülkeyi ileri götürmük, daha mutlu, refah içinde bir yaşam için kolları sıvamak hakkı vardır..
İktidar Partisi AK Parti ve maalesef küçük ortakları MHP ve BBP partisinin tüm bu olumsuzluklarda önemli rolü vardır!..
Üzülerek ifade edelim ki, AK Parti, gerek söylemleri ile gerek hedefleri ile ilk günlerini aratır durumdadır!..
“Partileşmenin, zıtlığın, tarafgirliğin, partizanlığın kol gezdiği kent ve ilçelerde, ülke topraklarında, karşıt görüşlülere karşı bir hasmane tutup, tavır takınılması” gözardı edilecek bir durum değildir!

-Kimse kusura bakmasın, görünün fotoğrf acı ama budur!
Cumhuriyet kazınımlarının tek, tek terk edilmesi, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün fikir ve düşüncelerine, öcü gibi bakılması, cehaletin sürekli pompalanması, partizanlığın ilme, ilme işlenmesi, güncel tutulması, başka fikir ve düşüncelere itibar edilmemesi,yok sayılması, adam kayırmalar, kollamaların ayyuka çıkması, “insanımızı gelecek kaygısına düşürmüş, siyasi iradeye olan güveni iyice dibe “vurdurmuştur!

-Güvenin olmadığı bir ülkede, ne ekersen ek, fitne tohumundan, fitne ürünler çıkar!
Ülkede en önemli sorun, ekonimik, siyasi göstergeler bağlamında gelecek kaygısıdır!..
Milletimiz, artık, “yarın kaygısı içinde geceleri bile uyuyamıyor, gündüzleri de hak, hukuk temelinde bir habbe ekmek parası bulamıyorsa”, bunun sebebi iyice araştırılmalıdır!

-Kimse, mutsuz bir Türkiye’de güne uyanmak istemiyor!
İnat etmenin, ayak diremenin anlamı yok!
Birbirimizi daha fazla hırpalamaya da gerek yok!
Bu ülkede herkese, ama herkese yer var!..
Yeter ki, birbirimizi sevelim, sayalım, anlayalım, birlik ve beraberlik içinde, kendi fikir ve düşüncelerimizi korkusuz paylaşalım!..
Bu fikir ve düşüncelerimiz ışığında mutlu, müreffeh, yaşanabilir, güvenli bir Türkiye oluşturalım?
Dimizdeki o ,”hain, terörist, cibiliyetsiz, beyaz Türkler” türünden ötekileştirici, ayrıştırıcı kelimelere yer vermeyelim!
Ne dersiniz?
Yusuf Cinal yazıyor, 30 Aralık 2021 Brüksel, www.bizimsakarya.com.tr