TÜRK Milleti’nin Anadolu’ya damgası anlamına da gelen 30 Ağustos Zaferi’ni bütün yurtta kutladık… 103. yıl dönümüydü; bu topraklarda var oluşumuzun ve Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa edişimizin eşiğiydi, bu nedenle her yıl biraz daha coşku ile kutlanıyor 30 Ağustos Zaferi…
Lakin Diyanet İşleri’ne göre bu zaferler kazanılmamış. Cuma hutbesinde kısa birkaç cümle ile bu dünya savaş tarihine geçen olay geçiştiriliyor ne yazık ki…
Demek ki onlar da, kendini gerçek tarihçi zannederek bu ülke gençliğini zehirleyen Fesli Kadir Mısıroğlu’nun hezeyanları ile aynı safta yer tutuyorlar.
Ne demişti Fesli Kadir; “Savaşı Türkler kazanacağına, keşke İngilizler ya da Yunanlılar kazansaydı!”
Ne yazık ki, Kadir Mısıroğlu bu hainlikleri dile getirirken, etrafındaki bir güruh genç ve yaşlı dinleyici alkışlıyordu onu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri, geçen hafta Cuma Hutbesinde mealen şöyle cümleler kurdu;
“Önümüzde 30 Ağustos Zaferi var… Allah bu ülke için canını feda eden şehitlerimize rahmet eylesin…”
10 YIL SÜREN SAVAŞLAR ZİNCİRİ
Oysaki yaklaşık 10 yıl süren bu savaşlarda yüzbinlerce şehit vermişti necip Türk Milleti… Ne yokluklar içinde, dünyada eşi benzeri olmayan destanlar, kahramanlıklar sergilemişti…
Üstelik bu kahraman askerleri ve onların komutanlarının yarıdan fazlasının üstlerinde, başlarında ve ayaklarında doğru dürüst giyecek eşyaları yoktu… Köyden nasıl gelmişse, o şekilde cephede savaşıyordu kahraman askerler…
Karınlar aç… Elbiseler yırtık ve üstelik aç ve susuz…
Oysa Osmanlı İmparatorluğu 239 yıldan beri durmadan toprak kaybediyordu… Üç kıtadaki 20 milyon kilometre karelik bir dev imparatorluktan 780 bin kilometre karelik bir alana sıkışmış olan Türk Milleti’ne, bu topraklar bile çok görülüyordu…
Batıdan Yunanistan, kuzeyden Rusya ve Ermeniler, güneyden Fransızlar ve tüm bu güçlerin arkasında İngilizler, Osmanlı bakiyesi Türk Milleti’ni İç Anadolu bozkırına hapsetmek istiyordu.
ARTIK TAARRUZ ZAMANI!
İşte, Çanakkale’de, Dumlupınar’da ve Sakarya’da kazanılan savaşlardan sonra sıra gelmişti Büyük Taarruza…
Türk Ordu birlikleri, daha önceleri vatan toprağını savunma amaçlı savaşıyordu. Oysa şimdi tüm birliklere “taarruz” emri veriliyordu. Taarruz eden ordunun, savunmadaki ordudan en az üç kat daha güçlü ve donanımlı olması gerekiyordu; oysa Türk Ordusu, düşman birliklerinden her alanda daha zayıf bir durumda idi.
Zaten çok tartışmalı bir oturumdan sonra “taarruz” kararı verilmişti. Bazı paşalar taarruz konusunda çekimser kaldı ve verilen görevi kabul edemeyeceğini bildirdi… Bu arada Saray yönetimi tamamen İngilizlerin eline geçmiş, şeyhülislamla birlikte adeta İngilizlerin ve Yunanlıların kazanmasının “halifelik” makamı için daha hayırlı olacağını savunuyordu!
İşte 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi bu şartlarda kazanıldı. Savaşı kaybeden ve çareyi kaçmakta bulan Yunan komutanları ülkelerinde idam edildi.
REŞAT ALBAY’IN İNTİHARI!
Tabii tereyağından kıl çeker gibi kazanılmadı büyük zafer… Tümen Komutanı Albay Reşat’ın başında olduğu birliğin, kısa süre içinde Koca Tepe’deki düşman unsurlarını püskürtmesi gerekiyordu.
Başkomutan Mustafa Kemal, daha önce farklı cephelerde birlikte savaştığı Reşat Albay’ı arar ve “Koca Tepe’nin temizlenmesi neden gecikti?” diye sorar. Reşat Albay ise, “Yarım saat sonra tepeyi ele geçireceğiz paşam!” diye cevap verir…
Mustafa Kemal aradan yarım saat geçinde Reşat Albay’ı tekrar arar… Ve bu defa karşısına albayın yaveri çıvar ve Mustafa Kemal’e şöyle cevap verir:
“Komutanım, Reşat Albay, size yarım saat sözü vermişti. Bu süre zarfında tepeyi ele geçiremediğimiz için beylik tabancasıyla intihar etti… Size de iletmem için kısa bir mektup bıraktı. Müsaadenizle okumak istiyorum:
“Değerli Paşam… Yarım saat içinde o tepe mevzilerini almak sözünü verdiğim halde, bunu başaramadık. Sözümü yerine getiremediğimden dolayı yaşamayı hak etmiyorum… Hakkınızı helal ediniz!”
İşte, bu vatan, verilen emri yerine getiremediği için kendine yaşamayı haram edecek kadar vatansever insanların omuzlarında kurtuldu ve Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüştü…
ZIRHLI ARACINLA HAVAN KİME?
Sen Diyanet İşleri Başkanı! Altında 20 milyonluk “zırhlı” araçla dolaşan Başkan Prof. Dr. Ali Erbaş… Sen bu vatan evlatlarına, bu ordunun Başkumandanına, kahraman komutanlarımıza ve askerlerimize bir rahmet ve şükran borcunu bile çok görüyorsun…
Oysa onlar bu topraklar için canlarını feda ettiler ki bizler, sizler bu vatanda özgürce ibadet yapıyoruz; bolluk ve bereket içinde hayatlarımızı sürdürüyoruz…
Bugün sen o lüks makamında rahatça dolaşıyor, yüz binlerce lira aylık alıyorsan, bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, silah arkadaşlarına, kahraman şehitlerimize ve gazilerimize borçlusun…
30 Ağustos Zaferi var ki, bugün dini bayramlar rahatça idrak ediliyor…
Milli bayramlar olmasaydı, dini bayramlar da özgür bir ortamda icra edilemezdi…
Bu durumu, sen ve senin gibi örümcek kafalılar ve tarihçi olarak Fesli Kadir’in yolundan gidenler hiçbir zaman idrak edemez! Senin ciğerin ve 30 Ağustos anlayışın işte bu kadar!
****************
ANLAMLI SÖZ
“Şahsınıza kötülük eden bir düşmanı affediniz, lakin vatanınıza ve milletinize kötülük eden bir kimseyi, asla affetmeyiniz…”
HAZRETİ ALİ (R.A)