Her geçen gün insanoğlu değişiyor. Değiştikçe gelişmemiz gereken yerde gittikçe eksiliyoruz. Sevgi eksiliyor, saygı eksiliyor, merhamet eksiliyor ve insanlığımızı kaybediyoruz.

İnsanlığımızı kaybettiğimiz bu günlerde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan saldırılar, yalnızca güvenlik meselesi olarak değil; toplumun sevgi, saygı, aile yapısı ve çocuk yetiştirme anlayışı açısından da düşünülmesi gereken olaylar olarak karşımızda duruyor.

Şiddetin sıradanlaştığı, öfkenin kolayca dışa vurulduğu bir ortamda çocuk büyütmek, her zamankinden daha fazla dikkat ve emek istiyor. Uzmanlar, çocukların sağlıklı gelişiminde ebeveynle geçirilen “nitelikli zamanın” belirleyici olduğunu söylüyor. Buradaki mesele saatlerce aynı evde bulunmak değil; gerçekten temas kurabilmek, dinlemek, konuşmak, birlikte üretmek ve güven duygusu oluşturmak. Gün içinde yarım saatlik samimi bir sohbet, birlikte yenilen bir akşam yemeği ya da ekranlardan uzak geçirilen kısa bir yürüyüş bile çocuğun duygusal dünyasında büyük karşılık bulabilir.

Fakat şu dönemde çocuklar çoğunlukla sanal ortamlarda, ekranla büyüyor. Ebeveyn kontrolünün eksik kaldığı ortamlar; çocukları tehlikeli arkadaşlıklara, saldırgan oyunlara ve merhametsiz topluluklara yöneltebiliyor. Bu ortamlarda şiddet güç gösterisi sayılırken, eyleme dökmek şahsı yüceltiyor, rol model yapıyor.

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan saldırılar bize bir kez daha şunu gösteriyor: Şiddet, yalnızca bireysel bir suç olmakla kalmıyor, topluma mal olan olaylar örgüsüne dönüşüyor. Öfkesini yönetemeyen, empati kurmayı öğrenememiş, sorun çözme becerisi gelişmemiş bireylerin bu sanal ortamlarda etkisi altına aldığı çocuklar topluma tehlike olarak geri dönüyor.

Elbette hiçbir saldırıyı yalnızca “yanlış çocuk yetiştirme” meselesine indirgemek doğru değil. Suçun hukuki, psikolojik, ekonomik ve toplumsal pek çok boyutu var. Ancak çocukluk döneminde sevgi, sınır, sorumluluk ve saygı dengesi kurulmadan büyüyen bireylerin ileride daha kırılgan ve saldırgan davranışlar sergileme riski de göz ardı edilemez.

Peki çocukları nasıl koruyabiliriz?

Öncelikle onlarla güçlü bir bağ kurulmalı. Çocuk, korktuğunda, kafası karıştığında ya da yanlış bir durumla karşılaştığında ilk olarak anne babasına gelebileceğini bilmeli. Evde yargılanmadan konuşabileceği, korkmadan yaşadıklarını anlatabileceği bir ortam olmalı.

İkinci olarak dijital dünya ciddiye alınmalı. Çocukların kimlerle konuştuğunu, hangi içeriklere maruz kaldığını, şiddeti nasıl gördüğünü bilmek artık temel ebeveynlik sorumluluğu haline geldi. Yasaklamak yerine rehberlik etmek daha etkili sonuçlar verebilir.

Üçüncü olarak empati öğretilmeli. Bir başkasının acısını anlamayı öğrenen çocuk, öfkesini kontrol etmeyi de daha kolay öğrenir. Ev içinde kullanılan dil burada çok önemli. Hakaretin, aşağılamanın ve bağırmanın normalleştiği evlerde çocuklar sağlıklı iletişim kurmayı öğrenemez.

Son olarak çocuklara sadece sevgi değil, sınır da verilmeli. Her istediği yapılan ama sorumluluk almayan çocuklar da hayata hazırlıksız büyür. Sevgi ile disiplin arasındaki denge, güvenli bireyler yetiştirmenin temelidir.

Bugün Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da ya da başka bir şehirde yaşanan her şiddet olayı bize şunu hatırlatmalı: Güvenli toplumlar yalnızca kameralarla, yasalarla ya da cezalarla kurulmaz. Güvenli toplumlar, evlerinde sevgi gören, dinlenen, sınır öğrenen ve değer verilen çocuklarla inşa edilir.

Belki de çocukları korumanın en güçlü yolu, onlarla gerçekten vakit geçirmekten geçiyor.