Bölücü tayfa, neden 1924 Anayasası’nı beğenmez de 1921 Anayasası’nı baş tacı eder?
1921 Anayasası, o dönemin şartları gereği vilayetlere özerklik sağlıyordu da ondan…
Dönemin şartları malum; işgal edilmiş bir vatan, teslim olmuş bir hanedan ve iki tane hükümet…
Dolayısıyla, Osmanlı hükümetine karşı vilayetlerin rahat hareket edebilmesini sağlamaktı maksat.
Bu konuda sazanlık yapanlar hem şartları hem tarihleri karıştırıyorlar.
Malumunuz Lozan, Temmuz 1923 yılında imzalandı.
Beğenmedikleri anayasanın tarihi de isminden belli; 1924…
Peki ne değişti de bu özerklik vesaire kaldırıldı?
Lozan Antlaşması ile tüm dünyaya ulus-devlet olma vasfımızı kabul ettirdik de ondan…
Artık Osmanlı gibi çok milletli yapıdan bilinçli olarak kopmuştuk.
Haliyle etnik farklılıkları kaşıyarak Osmanlı’yı yıkanlar kadar etnik köken hastalığından kurtulamayanlar, özellikle de Emperyalizmin uşağı Kürtçüler ve bölücüler bu durumdan pek memnun değillerdi.
Lozan ile ülkemizde sadece Ermeniler ve Rumlar etnik azınlık olarak kabul edildi.
İşte bölücülerin ve siyasal ümmetçilerin Lozan’ı benimsememelerinin önemli bir sebebi de bu zaten.
Evet, Lozan’da Batı Trakya’daki Müslümanlar ve Yunanistan’daki Türk azınlık hakları detaylıca konuşulmuş, Kürtlere dair tek bir cümle dahi kurulmamıştı.
Bu bir tesadüf değil, bilinçli bir tercihti. Çünkü Kürtler “azınlık” değil, bu toprakların asli evlatlarıydı.
Öyle gördük, öyle bildik…
Yaşıtlarım ve bir üst devreler iyi bilir, 1980’den yani ihtilalden önce her Ülkü Ocaklarını mensupları arasında Kürtler de vardı, hatta bazen ocak başkanı bazen de yardımcısı seviyesinde…
Böyle bir derdimiz, böyle bir kavgamız yoktu.
Ne olduysa ihtilalden sonra oldu, ABD’nin bizim çocuklar dediği ihtilalciler sayesinde…
Ama şunu da belirtmeden geçemem ki ihtilal hiçbir sonucuyla bölücü terörü haklı çıkarmaz.
Lozan da ihmal, ihtilalden sonra da imha edilmişler iddiası da külliyen yalan…
Kürtlere karşı inkâr ve imha siyaseti uygulanmış da bu mücadele o yüzden başlamışmış, geçin bunları….
Lozan’da bu konular tartışılırken kimler bu vatanın asli evlatları, kimler azınlık olsun sorusuna cevaben ayrım “din” bazında yapılmış. Sadece Müslüman olmayanlara “azınlık” denmiş. Kalanlar yani Kürt, Çerkez, Laz, Alevi kim varsa hepsi aynen Türk kökenli olanlar gibi bu vatanın asli, eşit yurttaşları olarak tescil edilmişti.
Bunda Kürtleri ayıran ne var ki Lozan onlar için sorun kaynağı olmuş? Bir ayrımcılığa uğrasalar, uzun yıllardır kökeni Kürt mü değil mi diye bakılmadan Kürt kökenli birçok vatandaşımız Türkiye’nin en önemli makamlarını işgal eder miydi? Ki bugün de durum aynıdır.
Aleviler, Çerkezler, Lazlar, Abhazlar (bilmeyenler için; bu satırların yazarı da bir Abhaz) ve ötekilerin şikâyet etmediği bu ortamda tek şikâyetçi PKK’liler ise sorun onlarda mı aranmalı, tüm ötekilerde mi?
Nitekim 1919’dan beri 27 Kürt isyanı olmuş. Hiçbirinde PKK’nin ileri sürdüğü iddialardan söz edilmemiş. Sadece şeriat istenmiş.
PKK bildirisini okuyan sanır ki Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye’de refah yüksekti ama Kürtler eziliyordu. Oysa her taraf yoksuldu. O kadar ki adam başına gelir bir yılda 100 dolardan azdı. Sadece Kürtler değil, istisnasız tüm kırsal kesim yokluk içindeydi. Bu gerçekleri PKK ve Öcalan bilmez mi, bilir ama içiniz kötü olursa bilmeniz işe yaramaz.
Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşların eşit yurttaşlık haklarına sahip olduğu bir gerçek.
Siyasetten iş dünyasına, eğitimden kültürel faaliyetlere kadar Kürt kökenli vatandaşlarımızın her alanda varlık gösterdiğini görüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti, herkesin eşit haklarla yaşam sürdüğü bir ülkedir.
Ancak burada ciddi bir algı oluşturulmaya çalışılmakta, bölgesel kalkınma, geri kalmışlık, ikinci sınıf vatandaş gibi meseleler etrafında dönmektedir.
Sözde Kürt sorunu, özellikle dış güçler tarafından sürekli gündemde tutuluyor.
ABD ve bazı Batılı ülkelerin, Ortadoğu’da kaos yaratma ve bölgesel güçleri zayıflatma politikaları çerçevesinde, Kürt vatandaşların sorunları abartarak istismar ediyor.
Amaç, bölgede bir Kürt devleti kurma bahanesiyle Türkiye, Irak, Suriye ve İran’dan toprak koparmak ve nihayetinde Büyük İsrail projesine zemin hazırlamak.
Bize düşende; ‘Mevzu bahis vatansa, gerisi teferruattır’ diyerek omuz omuza vermek, bu topraklarda yaşayan 85 milyon insanın ortak görevidir.
Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle hep birlikte, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne sahip çıkmak…