1983 yılı Ekim ayında seçim çalışmaları yapıyoruz. Vagon Fabrikası Lojmanları karşısında bir kahve de konuşmamız var. Fabrika o zaman Genel Müdürlük, Sakarya’nın en önemli kuruluşlarından biri. Sendikası gerçekten güçlü, işçisi bilinçli, memuru, kaliteli. Bizim seçim konuşmalarında soru sorma özgürlüğü vardı. Bir işçi arkadaş asgari ücreti kaç liraya yükseltmeyi düşündüğümüzü sordu. Ekonominin kitabını yazmamıştık, hatta diplomasını bile alamamıştık ama az da olsa anlardık, hayatın içinden geliyorduk, işçilik hatta sendikacılık bile yapmıştık. Kendisine, önemli olanın rakam değil satın alma gücünün olduğunu anlatmaya başladık. Konuşmamız bittiğinde ‘‘tamam, şimdi size rey verebilirim, doğru söylüyorsunuz’’ dedi. Bu arkadaş daha sonra sendikacılıkta önemli bir yere geldi. Bugün bakıyorum satın alma gücünü değil de artış oranını savunuyor. Makamları yükseldikçe zekâları azalıyor diyeceğim olmayacak, boyları uzadıkça akılları kısalıyor diyeceğim yine olmayacak, en iyisi takdiri size bırakayım daha iyi olacak.

16 Aralık 2021 günü hem faiz indirimi, hem de asgari ücret açıklandı. Faiz 100 puan indirilerek yüzde 14 oldu, asgari ücret ise 4250 YTL olarak ilan edildi. Bu iki açıklama da bir başarı hikayesi olarak takdim edildi. Bakalım gerçekten bu bir başarı hikâyesi mi, yoksa acizliğin ta kendisi mi? 20 Eylül 2021 gününü esas alarak, son üç aylık döviz fiyatlarını incelersek, Türk Lirası’nın değer kaybının yüzde 90 olduğunu görürüz. Cumhuriyet tarihine görülmemiş bir değer kaybı olarak tarihe geçmiş bir devalüasyondur. Peki enflasyon ne durumda? Temel gıda maddelerini ve doğalgaz, elektrik, akaryakıt, giyim eşyası gibi olmazsa olmaz giderleri esas aldığımızda yüzde 80’lere varmaktadır. Sözün özeti son üç aylık verilere ve 16 Aralık’ta yaptığınız faiz indirimden sonraki gelişmelere bakarsak bir yıl için verdiğinizi bir günde almış oldunuz. Asgari ücrete yapılan zammın, Cumhuriyet Tarihinin en yüksek asgari ücret artış oranı olduğunu söylediniz. Cumhuriyet Tarihinin satın alma gücü en düşük asgari ücreti olduğunu söylemeyi unuttunuz. Normaldir, kendileri de iktidarları da yaşlandılar, unutkanlık bir yaşlılık hastalığıdır veya yaşlanmanın belirtisi unutkanlıktır, bunu da unutmuş olabilirler.

Önümüzdeki günlerde dövizdeki artışların devam edeceği ve gerçek enflasyonun çok yukarılara tırmanacağını söylemek kehanet olmaz. Bu durum, daha çok fakirleşeceğimizin habercisidir. Bazı haberciler, yorumcular, politikacılar, sendikacılar, unvanlarının önünde prof. doç., dr., ibaresi bulunan şaklabanlar, içinde bulunduğumuz durumdan halkın şikâyetçi olmadığını hatta memnun olduğunu söylüyorlar. Bu arkadaşların da, yakın zaman da Cumhuriyet Tarihi’nin en utanmazları, arsızları sıfatları verilerek, piyasadan silineceklerini söylemek kâhinlik olmaz.

Yarının ne getireceğini kimsenin kestiremediği, siyasal ve ekonomik olarak öngörüde bulunmanın çok zor olduğu günlerden geçiyoruz. Bu durumu değiştirecek, iyileştirecek tek yol erken seçimdir. Erken seçim de seçilecek yeni Cumhurbaşkanın kim olacağı büyük önem taşımaktadır. Öncelikle ekonomi bilgisinin ve tecrübesinin çok yüksek olması gerekmektedir. İç ve dış piyasalara güven vermelidir. Devlet adamlığı ve tecrübesi yeterli olmalıdır. Etnik ve mezhep konusunda bütün kesimlerin güveneceği bir geçmişe sahip olması gerekir. Sağcısının solcusunun, liberalinin, taraflı tarafsız bütün kesimlerin, işçinin, işverenin, memurun, esnafın, köylünün, çiftçinin adaletine ve insanlığın güvendiği bir isim olmalıdır. Geçmişinde karanlık ve tartışmalı durumu olmamalıdır. Yönettiği topluma yalan söylemeyen, utanma duygusu olan biri olmalıdır. Kısaca vicdanı hür ve temiz olmalıdır, iyi insan, iyi vatandaş olmalıdır. MİLLİ OLMALIDIR.

BİR GÜNDE VERDİĞİNİ BİR YILDA GERİ ALMAMALIDIR!

Bu ancak MELEK olur diyeceksiniz. Evet, ŞEYTANLARIN getirdiği bu noktadan, ancak MELEK GİBİ BİR LİDER çıkartabilir. Bu daha önce oldu, neden yine olmasın?

Sağlıklı günler dileğiyle….