Sevgili okurlar,
Sizlerle paylaştığım," Nasıl olsa Avrupalı Türkler" başlıklı yazım büyük ilgi gördü..
Bir yağmurlu çarşamba günü, Adapazarı'nda ki evimizden ayrıldık..
Sabah saatlerinde, aracımızın moturunu çalıştırıp, "Bismillah" diyerek, yola çıktık..
İlk etapta, "Kocaeli ve İstanbul üzerinden Edirne'ye" ulaşmak hedefimiz idi..
Bu nedenle, aracımızın yakıtını fullememiz(doldurmak) gerekti!
Ne kadar ödediğimiz, çok mu önemli?
Petrol fiyatları, almış başını gidiyor!
ABD Başkanı Donald Trump'un İran'a saldırısı ile başlayan süreçte, "sadece petrol fiyatları değil, hayatın her alanında, yaşamı daha da güçleştiren kararlar ile karşı, karşıya" kaldık!..
Bazı siyasilere göre, "bu yeni yüzyılda karşılaştıklarımız", inanın anlatılacak gibi değil!
"Başta ABD olmak üzere, koalisyon güçleri, bazı ülkelerin başkan ve yöneticilerinin tepesine binmekle kalmadı, masum insanların da yaşamlarını" alt-üst etti..
Ne yüzyılmış be, soykırım bile yaşandı!
Şu Filistinli çocukların, anaların, babaların günahı boynunuza bilesiniz!
Bütün bunlar, gözlerimiz önünde gerçekleştirildi..
Ah, vah, kar etmedi, etmiyor!

SOFRAMIZDAKİ EKMEK?
"Galata köprüsü üzerinde toplanıp, Filistin Bayrağı açmamız bile", işe yaramadı?..

Ah, şu samimeyet, ciddiyet!
"Riyakarlık ya", kime, ne anlatacaksınız?

Zira, "Galata köprüsü üzerinde toplananlar ile devrin hakimlerinin, yani gücü elinde bulunduranların amacı ve niyetini" bilmeyen mi vardı?
Gelsin dolarlar da, nasıl gelirse, gelsin?
İç kesime( iç kamuoyu) bir başka mesaj, dış kesime( dış ülkelere) bir başka mesajlarla, bugünlere geldik!
Geldiğimiz noktada, "dolar, altın piyasası ile petrol sadece bir kesimi değil, tüm insanlığı" yaktı, geçti!

"Soframızdaki ekmek azaldı, çareyi tasarrufta görenler bile, pes yani demekten kendilerini" alamadılar..

Asgari ücrete talim!
Vah emeklim, vah!
Başımıza bu çorabı, siz ördünüz, siz!?

AVRUPA BİZİ KISKANIYOR MU?
"Avrupa Bizi kıskanıyor" martavalların sıkıldığı Türkiye'de ise, durum daha başkaydı?
"Ekonomik çöküntü, dibe vuruş, kirli siyaset, adaletsizlik, yolsuzluk, iltimas, torpil, eşitsizlik.." her yanı sarmışsa, ne yapabilirsiniz ki?

"Burunlarından kıl aldırmayan siyasilere" karşı, "gerçekleri haykıranlarda" yok değil!
"Ama gerçekleri yazanları, söyleyenleri, Silivri'nin soğuk odalarının, duvarlarının beklediğini ", bilmeyen imiz de yok!
Nereden, nereye değil mi?
Şimdi, " Fon kirizi ile yatıp, fon krizi" ile kalkıyoruz!
Vay be, Türkiye!

Uzatmayalım, ben bu düşünceler içinde Edirne'ye ulaştım..
Gümrükte, kalabalık yok..
Geçişler can sıkmıyor..(TIR Kamyonları kuyrukları hariç)
Gümrük memuru," emeklilerden başka kimsenin geçmediğini" söyledi..

"Emekliler" ha?
Gülümsemeden edemedim!
Onlarında, "dönüş hikayesi" başka?
Avrupa Birliği(AB) ülkeleri, "Türkiye'ye tatil için giden emeklilerin üç aydan fazla kalmalarına göz yummuyor, izin" vermiyor!
Gerekçeleri, başka elbette..

ÖYLEYSE BAS GAZA!

E dönüş kaçınılmaz!
Hepsinin altında, son model otomobiller!

Biri Türkiye'de, biri yolda?
Yallah şoförüm, yallah
Bu otomobilleri Türkiye'de almak ne mümkün?
Öyleyse, bas gaza!
Edirne'den sonra," hedefimizde Sofya, Niş, Belgrad, Zagrep, Graz, Linz, Nürünbrg, Frankfurt, Köln, Achen, Liege üzerinden, ver elini Brüksel.."
Dedim ya, " nasıl olsa Avrupalı" sözü, bu güzergahta da geçerli..

"Çay, kahve, yiyecek, içecek, petrol alımları.." hep kazık fiyatına!
Ne denetim, ne kontrol var!
Bu güzergahta yolculuk edenler, Allah'a emanet!
Bir de "nasıl olsa Avrupalı Türk" ya, durdurucak, "arabandaki bütün eşyaların, bir, bir indirilecek, gümrükte hesap verecek ve aşağılık bir muameleye", maruz bırakılacaksınız!
Acı, ama gerçek bu!
"Ülkelerin, ülke siyasilerinin, ilgili bakanların bu durumdan haberleri" var mı?
Sanmam!

GÜMRÜKLERDE İNCELEME!
Bir defasında, "bu durumu Hürriyet Avrupa Gazetesi gündeme" getirmişdi..
Zamanın Belçika Senatörü Fatma Pehlivan, "bizzat bu şikayet noktalarına gidip, Bularistan, Sırbistan, Hırvatistan gümrüklerinde inceleme yaparak, insanlık dışı durumu, AB ilgili bakanları ve yerel yönetimlerle" paylaşmıştı..

Kısmen değişim yaşandı ya!..
Şimdi mi?
"Resmen, gelen, geçenin arabasında, bavulunda, bakajında para, altın, sigara ve alkol ve kaçak insan arama bahanesi ile bir başka zulm, baskı" yapılıyor..
Eşim ile birlikte, bu muameleye bizzat tabi tutulduk!..
Yiyecek, içeceklerimize kadar, didik, didik aradılar..
Bir özür dilemeden, bıraktılar ve yola devam ettik!
Elbette, "burada sadece sorumluluğu, bu gümrük geçiş noktalarında çalışanlara" yıkamayız?

HATALAR, UYGULAMALAR?
Bizlerde de (Avrupalı Türkler), büyük sorumluluk ve hatalarımız var!?..
İşte," gümrüklerde yakalanan para ve diğer kaçak eşyalar", bunların şahidi ya?..
Ama, "herkesi de aynı kefeye koymak, aynı şekilde tartmak, bu kötü muameleden geçirmek" neyin nesi?
Balkan ülkeleri kadar, "Avusturya'nın da hakkını " vermek gerek!
"Yollara kurdukları radar tuzakları ile gelene, geçene ceza yazmak", neyin nesi?

"Bir vinyet cezası", yetmiyor anlaşılan?
"Eve varmadan, ceza mektupları ile karşılaşanların yaşadığı şoku", anlatmama gerek var mı?
Haydi, sen, sen ol, gümrükleri aşta gel Hüseyin?
Bugünlük, sanırım bu kadar yetişir!
Yaşam kesitlerini yazmaya, paylaşmaya devam edeceğiz!
Yusuf Cinal yazıyor, 1 Ekim 2026