Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan beklenen haber nihayet geldi ve Bakan Işıkhan, 2026 yılı için asgari ücreti 28 bin 75 lira olarak ilan etti. Masadaki "sosyal diyalog" vurguları ve "çalışanı enflasyona ezdirmedik" nakaratları arasında açıklanan bu rakam, aslında milyonlarca işçi için bir müjdeden ziyade, derinleşen geçim derdinin tescili niteliğinde.

Masada Kim Var, Sokakta Kim?

Öncelikle şunu sormak lazım: Bu rakam belirlenirken hangi gerçeklik baz alındı? Bakanlığın ev sahipliğinde gerçekleşen o steril salonlardaki hesaplar, ne yazık ki pazar tezgahındaki etiketlerle, her ay katlanan kira bedelleriyle ve temel gıda maddelerine gelen sessiz ama istikrarlı zamlarla örtüşmüyor. İşçi tarafının, yani TÜRK-İŞ’in toplantıya katılmadığı bir ortamda, işveren ve hükümetin el sıkışarak belirlediği bir ücretin "adil" olduğunu savunmak, en hafif tabiriyle sokağın sesine kulak tıkamaktır.

Enflasyonun Gölgesinde Bir Artış

Yüzde 27 civarında olduğu belirtilen bu artış, kağıt üzerinde büyük bir sıçrama gibi görünebilir. Ancak Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sarmalda asgari ücret artık bir "başlangıç ücreti" olmaktan çıkmış, "ortalama ücret" haline gelmiştir.

  • Açlık ve Yoksulluk Sınırı: Bugün açıklanan 28.075 TL, mevcut açlık sınırının sadece bir tık üzerinde kalırken, yoksulluk sınırının yanına bile yaklaşamıyor.

  • Kira Çıkmazı: Büyükşehirlerde ortalama kira bedellerinin 20-25 bin lira bandına dayandığı bir dönemde, bir ailenin bu ücretle barınması, beslenmesi ve insanca yaşaması artık matematiksel bir mucize gerektiriyor.

Zam Değil, Gecikmiş Bir Telafi

Hükümet yetkilileri bu rakamı bir lütuf gibi sunsa da, gerçek şu ki; yapılan şey bir "zam" değil, enflasyon karşısında eriyip biten alım gücünün çok geriden gelen ve yetersiz kalan bir iadesidir. 2026 yılına girdiğimizde, henüz ilk aylardan itibaren bu yeni rakamın da "etiket enflasyonu" karşısında nasıl eriyeceğini tahmin etmek zor değil. Asgari ücret açıklandığı an, iğneden ipliğe her şeye gelen zamlar, işçinin cebine daha girmeyen o farkı çoktan geri alıyor.

Sosyal Adalet mi, Rakamlarla İllüzyon mu?

28 bin 75 lira... Kulağa yüksek gelen ama çarşıda, pazarda, faturalarda anında buharlaşan bir rakam. Eğer bir ülkede çalışanların yarısından fazlası asgari ücrete mahkûm ediliyorsa ve o ücret bile yoksulluk sınırının yarısına bile ulaşmıyorsa, orada "sosyal devlet" ilkesi ağır hasar almış demektir.

Milyonlarca insan 2026’da da yine "ay sonunu nasıl getireceğim?" sorusuyla baş başa bırakılmıştır. Rakamlar büyüyor, evet; ancak sofralardaki ekmek küçülmeye devam ediyor.