ASRIN Davası olarak nitelendirilen Ekrem İmamoğlu davası tam bir yıl aradan sonra Silivri’de başladı. Her hafta Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri sürecek olan bu davada mahkeme heyeti Nisan ayında ara karar verebilmeyi planlıyor.

Dört bin sayfalı suçlama tutanakları eşliğinde ve binlerce yılla yargılanan bir dava... Dolayısıyla gerilim had safhada...

Ekrem İmamoğlu, içinde terör örgütü kurmaktan tutun, rüşvet, para, irtikap, dolandırma gibi birçok suçtan yargılanıyor... Birlikte görev yaptıkları ekip arkadaşları da ona keza...

Eğer Ekrem Başkan, Beylikdüzü Belediyesi’ni AKP’nin elinden almasaydı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde Binali Yıldırım’ı iki kez, Çevre, İklim ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’u bir kez ve açık ara ile yenmeseydi; üstüne üstlük CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olmasaydı, tüm bunlar başına gelmeyecekti.

Sen hem AK Parti’nin tüm kalelerini yıkarsın hem de utanmadan, sıkılmadan kalkar Cumhurbaşkanı adayı olursun ha!

Öyleyse, yansın Roma!

YASSIADA MAHKEMESİ GİBİ!

1960’da kurulan Yassıada Mahkemesi, o zamanki şartlarda radyodan yayınlanmıştı. O zamanlar 5-6 yaşlarındaydım, nelerin döndüğünü anlamıyordum... Lakin sonradan 27 Mayıs Askeri Darbesi ile ilgili yayınları okudukça bazı şeyler kafamda oturmaya başladı...

Zaten Salim Başol başkanlığında kurulan mahkemenin görevi, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan ve Celal Bayar’ı idam etmekti...

Celal Bayar, 65’in üzerinde oluğu için yaştan yırttı ve birkaç yıl yatarak kurtuldu... Diğerleri, ne yazık ki idam sehpasından kurtulamadı. Ve bir milletin sevilen Başbakanı, İçişleri ve Dışişleri Bakanları, Yassıada Mahkemesi marifeti ile idama mahkûm edildi.

Adnan Menderes gayet nazik ve kibar bir savunma yapıyor fakat bunun karşılığında mahkeme heyetinden kaba bir davranışa muhatap oluyordu... Üstelik hücresinde çeşitli cezalara maruz kaldığı, subaylar tarafından vücudunda sigara bile söndürüldüğü bile yazılıp çizildi...

Sonunda Yassıada Mahkemesi, Türk hukuk tarihine bir “kara leke” olarak yapışacak o kararı verdi.

HUKUKTAKİ AKIN GÜRLEK GÖLGESİ

Başsavcı olmadan önce bir bürokrat olarak Bakan Yardımcılığı yapan Akın Gürlek, daha sonra eğitimini aldığı hukuka dönüş yaparak Cumhuriyet Başsavcısı oldu...

Ve İstanbul’da, az önce bahsettiğim bütün bu cürümleri (!) işleyen Ekrem İmamoğlu ve ekibinin ensesinde Demokles’in Kılıcı gibi görev yaptı. Ve yatarı olmayan suçlardan dolayı yaklaşık bir yıldan beri içeride tutulan yüzlerce insan, “duymuştum, sanmıştım, işitmiştim” gibi ipe sapa gelmez yalancı şahitlerle çile çekmeye devam ediyor...

Maksat belli...

Ve şimdi Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan Akın Gürlek, tıpkı bir önceki Bakan Yılmaz Tunç gibi, “Türkiye bir hukuk devleti” görüşünü her fırsatta dile getiriyor. Mahkeme de zaten tüm bu anlayışın gölgesinde devam ediyor.

Önce diploması iptal edilerek Cumhurbaşkanlığı adaylığı elinden alınan İmamoğlu, üzerine isnat edilen asılsız suçlarla içeriye tıkılsın ki kolu-kanadı oynamasın!

Hesap bu...

Ve mahkeme heyetinin, savcılık makamının, kapıdaki mübaşirin ve güvenlik güçlerinin davanın başladığı ilk günden beri ortaya koyduğu davranışlar bunu gösteriyor.

SAYGI GÖSTERMEK ZORUNDASINIZ!

Ekrem İmamoğlu, kendisini üç kez baş tacı eden 16 milyonluk bir şehrin belediye başkanıdır. Diplomasını iptal ediyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı adaylığında önünü kesiyorsunuz, binlerce sayfa ve binlerce yıl ceza ile mahkeme açıyorsunuz, ancak savunmaya sıra gelince konuşmasına fırsat vermiyorsunuz...

Cumhur İttifakı’nın kerhen desteklemesine rağmen, canlı yayından kaçıyorsunuz... Kaçıyorsunuz, çünkü ortada tüm yalaka medya ile ihdas ettiğiniz suçların hiçbir delili yok! Bunu Türk Milleti açık açık görecek mahkeme safahatında. Buna bile cesaret edemediler.

Mahkeme başkanının, “Tutuklu Ekrem” diye, “sen” diye suçlamaları daha oracıkta, mahkeme salonunda büyük tepkilere sebep oldu.

Yetmedi, İmamoğlu’nu hapse tıkmak için aylarca delil toplama çabasında olan Savcılık Makamı, heyete diklenen Ekrem İmamoğlu için, “Salondan çıkarılsın” diye talepte bulunuyor...

1960’tan bu yana tam 65 yıl geçti... Artık en küçük yerleşim bölgesindeki bir köyde yaşanan olaylar bile dünya gündemine oturabiliyor...

Kısacası Türk Milleti’nden ve bu davayı çok yakından takip eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden hiçbir şey kaçıramazsınız...

Yol yakından, güven duygusu oldukça zayıflayan Türk Yargısı adına bu hukuk darbesinden vazgeçin.

*******************

ANLAMLI SÖZ

“Adaletsizliği önlemeye gücümüzün yetmediği zamanlar olabilir. Ama adaletsizliğe itiraz etmekten aciz olduğumuz zaman asla olmamalıdır...”