‘Göreceksiniz, Kılıçdaroğlu kayyum atandığında sağ gösterip sol vuracak, partiyi derhal kongreye götüreceğini açıklayacak’ diyen iyimserlere hayranım.
Haklısınız namuslu, vicdanlı, adam gibi bir adamdan bu beklenir ama söz konusu Kılıçdaroğlu olunca aradığınız adama ulaşma şansınız pek olmayacaktır.
Kılıçdaroğlu ‘bir adamlık’ yapacak olsaydı, bunun işaretini henüz sürecin başında verirdi.
Aksine İBB ve CHP’ye kurulan kumpasın sözcülüğünü yaptı.
‘CHP bu şekilde anılamaz’ demek başka ‘hepsi yalan hepsi iftira’ demek başkaydı.
Onun için ‘anılamaz’dan kasıt, ben geleyim düzelteyim anlamındaydı.
Kayyum atanmadan bir gün önceki açıklaması, konudan haberdar olduğunun göstergesiydi.
O açıklamasında da yine CHP kirlendi imajı oluşturup, kendisinin ‘temizlikçi’ rolüne hazır olduğunu ima ediyordu.
Kayyum atandıktan sonra yapacağı açıklama ebette önemliydi. Ama kendisi önemsiz bir şahsiyet olduğu için, olayın da olaya dair düşüncelerinin de artık bir önemi yoktu.
Nitekim, artık neredeyse iddia makamının bile iddia etmekten vazgeçmek üzere olduğu, itirafçıların ve gizli tanıkların kumpas aleyhine bülbül gibi şakıdığı iddianameyi savunmak zorunda kaldı.
Bu da normal, çünkü o iddianame ve o kumpas artık Kılıçdaroğlu’nun varlık sebebidir.
Tarihe nasıl geçeceğinin, kubbede nasıl bir seda bırakacağının tercihi bizzat insanoğluna aittir.
80’e merdiven dayayan Kılıçdaroğlu da tercihi yapmıştır. Haliyle hak ettiği şekilde anılacaktır.
Olup biteni ‘hukuk’ ile savunmaya çalışan pespayelere gelince gerçekten merak ediyorum; Anayasa ve yasalarımızda bu yaşananları haklı çıkaracak tek bir madde var mı?
CHP’ye yaşatılan bu sürecin yegane muhatabı YSK yani Yüksek Seçim Kurulu’dur. Bunu en iyi de AKP’liler bilir.
Yasada "mühürsüz oy pusulaları geçersizdir" yazmasına rağmen referandum da 2 buçuk milyon mühürsüz oy YSK tarafından geçerli sayıldığında bize ne dediler; YSK kararı nihaidir. Bu konuda tek yetkili YSK’dır falan…
Ama aynı kişiler bugün YSK’nın kararına ve tesciline rağmen, CHP’nin son kurultayını iptal eden yetkisiz bir mahkemenin kararının doğru olduğunu iddia edebiliyorlar.
Onlar için yasa, kendilerine hizmet ettiği müddetçe yasaldır çünkü…
YSK’nın son kararına gelince, YSK bu kararla sadece CHP’nin haklı talebini reddetmekle kalmadı, kendi varlığını reddetmiş oldu.
Yetkisiz bir mahkemenin kararını onamakla, yetkilerini, sorumluluklarını, vizyonunu yetkisiz bir mahkemeye devredip misyonuna ihanet etti.
Anayasa madde 79; "YSK kararları kesindir, onun kararları aleyhine başka hiç bir merciye başvurulamaz" diyor.
YSK, CHP 38. olağan kurultayını onaylıyor.
Kararı beğenmeyenler, ‘şeylerine’ göre fetva verecek bir mahkeme arayışına giriyor ve buluyorlar.
O mahkemenin kararının açıklanması için YSK Başkanı değişimi bekleniyor.
Karar açıklanıyor ve yeni başkanıyla YSK, varlık sebebini inkar pahasına bu kararı destekliyor.
İşte hukuk dedikleri bu…
Bugüne kadar talep ettiği hiçbir şey gerçekleşmediği için artık kendi kendine konuştuğu hissi veren Bahçeli’nin ‘feragat’ konulu açıklamasına gelince; Feragat, bir kişinin kendi hür iradesiyle sahip olduğu bir haktan, alacaktan veya talep ettiği bir durumdan vazgeçmesidir.
Şimdi Kılıçdaroğlu, neyi hak etti ve hakkını aldı da feragat etsinmiş?
Sözde şirinlik ve iyi polis rolü yapacak ama bunu yaparken bile bir hakkı teslim etmek yerine, bir haksızlığı onaylıyor ve haksızlık üzerinden algı yapıyor.
İYİ Parti ve Zafer Partisi başta olmak üzere CHP’nin uğradığı/uğratıldığı bu haksızlığa direnen herkesi kutlamak ama bunu yaparken de abartmamak lazım.
Netice de varlık sebepleri olan demokrasiye sahip çıkmak olağanüstü bir başarı değil, görevdir.
Ve önemli olan devamıdır…
Artık bütün muhalefet, bu ülkede, bu iktidara muhalefet etmenin ne manaya geldiğini bilmeli, müşterekte birleşmeli ve ortak hareket etmelidir.
Yoksa, o meşhur slogan da olduğu gibi, sıra kendilerine de gelecektir.