MECLİS Başkan Vekili Sırrı Süreyya Önder, 18 günlük bir direnmeden sonra yaşam mücadelesini bıraktıktan sonra 4 Mayıs Pazar günü görkemli bir törenle uğurlandı...

Doğrusu öngörüleri yıktı, gönülleri yaktı geçti…

62 yıllık bir yaşam öyküsünde neler yok ki… Bazen soğuk mahkeme duvarları arasında bazen “Milletin Kürsüsünde” bazen de barış elçisi olarak Ankara ile İmralı arasındaki heyette…

Ama tüm bunların gerisinde ciddi sağlık sorunları yaşayan bir Sırrı Süreyya… Tüm bunların öncesinde sinema dünyasında, müzik dünyasında ve sanat dünyasında da önemli denebilecek becerileri var…

Ut çalıyor, şarkı türkü söylüyor; bulunduğu ortamlara neşe de saçıyor Sırrı Süreyya Önder…

Millet Meclisi’ndeki kürsüde konuşmak isteyen tüm vekillere söz hakkı tanımasıyla, esprili konuşmasıyla, kızgın iken bile yüzündeki tebessümü eksik etmemesiyle her kesimden insanların gönlünü kazanan bir siyasetçidir Sırrı Süreyya Önder…

SAĞLIK SORKUNLARINA ARĞMEN

Ciddi sağlık sorunları vardı… Belki de ciddi bir tedavi sürecinden geçmesi gerekiyordu… Lakin “barış” onun için hayatta en önemli bir kavramdı ve bu ülkede mutlaka “barış rüzgârları” esmeliydi… Bunun için de kendisine hangi rol biçilmişse, onu layığı ile yerine getirmenin peşindeydi.

Hiçbir zaman kendi sorunlarını, milletin sorunlarının önüne koymadı. Çözümden, barıştan, insanların mutluluğundan ve kardeşliğinden yana tavır sergiledi. Yeri geldi film setlerinde, yeri geldi ekranlarda uduyla şarkılar söyledi yeri geldi Devletin kendisine kestiği ceza ile cezaevinin soğuk taş duvarlarında günlerce, aylarca ve hatta yıllarca çile çekti.

Kısacası ona bir ulaşılmaz bir güç, “Git, cezanı çek!” diye talimat veriyor, o da tıpış tıpış gidiyor ve belki de bir hiç uğruna hapis yatıyor, yine ulaşılmaz bir güç “Gel şu Meclis’i yönet, ya da gel Ankara ile İmralı arasında bir barış elçisi ol” diye talimat veriyor; o da gerekeni yapıyordu!

BU NASIL YAMAN ÇELİŞKİ?

Sırrı Süreyya Önder’in bu renkli, renkli olduğu kadar da çelişkili hayat hikâyesi aslında Türkiye’de uygulanan rejimin ta kendisi idi. Milletçe öyle bir süreçten geçiyoruz ki, kimsenin yarınları garanti değil…

Her attığımız adımda bir kuşku, bir korku bir “acaba!” endişesi taşıyoruz. Özgürlükte, demokraside her geçen gün, daha geriye gidiyoruz. İşte bu geriye gidişler arasında Sırrı Süreyya gibi onlarca, binlerce, on binlerce ve hatta yüz binlerce vatandaş mağduriyet yaşıyor.

İşte böyle ortamlarda sancı, ceza ve acıları çeke çeke geldi Sırrı Süreyya ve barışa adadığı bedeninin de isyanını göz ardı ederek düştü hastaneye… Ve 18 günlük bir direnç sonrası ayrıldı bu zalim dünyadan.

Aslında ne kadar sevildiği bu “vakitsiz” ölümüyle de ortaya çıktı… Atatürk Kültür Merkezi’ndeki gözyaşları arasında yapılan konuşmalar da bunun kanıtıydı… Kızı Ceren Önder Kandemir yapmış olduğu duygulu konuşmasıyla izleyenlere gözyaşı döktürdü…

ÖFKENİ NEREYE SAKLADIN BE BABAM?

“Baba, hayatın bütün rengi gitti, benim bildiğim hayat bitti. Yeni bir hayat başlıyor. Ürkütücü, bilinmezliklerle dolu! Kendimi bildim bileli seni kaybetmekten korktum. Bu benim tek zaafımdı. Öyle iyi öyle benzersizdin ki… Bir çırpıda ezberden okuduğun şiirler… Evlere sığamayışın, kimseye kıyamaman, iyiliğe üşenmemen... Kalp kırmaktan, birinin onurunu kırmaktan korkman… Baba öksürüğüm geçmiyor, baba uykum tutmadı… Ben babalığına çok doydum. Şimdiye kadar bana verdiğin sadece bana değil oğluma ve onun çocuğuna da yeter. Ama dostluğuna doyamadım. “İki hafta sonra barış protokolü imzalanacak, 2 haftada ne olacak?” demene kızmak istiyorum.

Doğduğundan beri yoksullukla geçen ömründe sen öfkeni nereye sakladın? Hiç görmedim; herhalde kalbine... Bir tek mülk edinmeden, ikinci bir kazağı almadan, borçsuz harçsız olarak bu dünyadan gidiyorsun. Her gün söyledim sevdiğimi. Sen orada da dostlarını bulursun. “Canom’un düğününü görmeden gitmeyeceğim” demiştin, tutmadığın sözün yoktu; gittin mi?”

Millet, kendisini barışa hasretmiş önemli bir evladını kaybetti. Barış elçisine Allah’tan gani gani rahmet diliyorum… Sevenlerinin başı sağ olsun…

****************

ANLAMLI SÖZ

“Dağlar, insanlar ve hayatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir barıştır…”

YAŞAR KEMAL

***************