TÜRKİYE, uygulana gelen dış politika ile milletlerarası alanda büyük prestij kaybı yaşıyor. Akdeniz’de, Ege’de, Mavi Vatan’da, Kıbrıs’ta yaşananlar bunun en bariz örneğidir.

Dış politikamız büyük bir uyku hali yaşarken, hükümetin 23 yıldan beri uyguladığı iç politikalar da ülkeyi iflasın eşiğine getirdi.

Her şey, son Osmanlı sultanı Vahdettin’in, koskoca bir devleti Damat Ferit Paşa’ya teslim etmesi gibi, Türkiye ekonomisinin başına getirilen Damat Berat Albayrak’tan sonra işler tam bir çıkmaza girdi.

Daha öncesinde Jöleli Yiğit Bulut, “Dolar 3 lirayı geçerse bileklerimi keserim!” gibi ipe sapa gelmez sözlerle Türk Milleti’nin kafasını karıştırırken, Damat Berat Paşa, şiveli bir anlatımla, “Dolar 15’i geçecek ya!” söylemi ve dünyada uygulanmayan ekonomi modelleriyle Türkiye’yi aslında sonu görünmeyen karanlık tünelin içine sokmuştu…

Sonrası malumunuz, Berat Albayrak’la aynı anlayıştan gelen Nureddin Nebati, “Gözlerimin içindeki ışıltı” olarak anlatmaya çalıştığı ekonomi anlayışı, sonrasında “Nas var var… Sana bana ne oluyor!” söylemiyle tam bir şaşkın ördeğe dönüverdi.

Gelinen bu noktada, bir zamanlar IMF’ye borç para verme cakasından, şimdi düştük ellerin kapısına!

BALIK BAŞTAN KOKUYOR!

Her ülkenin belli zamanlarda ekonomik sıkıntıları olabilir. Bu sıkıntılardan kurtulmak için önemli kararlar alacaksınız… Ve bu aldığınız kararları önce Ankara’da sizler uygulayacaksınız ki, 86 milyonluk bu aziz millet peşinizden gelsin.

Ülkede büyük bir hayat pahalılığı yaşanıyor…

Merkez Bankası, son bir ay içerisinde kaybettiği kaynaklar ile SOS vermeye başladı… Bu dönemde kaybedilen 50 milyar dolarlık bir servet ile İstanbul sil baştan yenilenebilirdi.

Ülkedeki yabancılar, büyük sıkıntı çeken Türk vatandaşların sırtına yük olmaya devam ediyor.

Paramızın değeri bir mum gibi eriyor! Bunun yanında büyük bir hızla yükselen enflasyona gem vurulamıyor!

Durum böyle iken, Ankara’daki beyler, hükümet edenler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni dolduran 600 vekilin lüks yaşantıları can sıkmaya devam ediyor…

Sarayın günlük masrafının 26 milyon olduğu söyleniyor.

Kullanılan makam aracı sayısı, bizi ekonomide 5’e, 10’a katlayacak olan Almanya’daki makam aracı sayınından 10 kat daha fazla…

Velhasıl, insanlara acı reçeteler sunulurken, Ankara’da yaşayan ve -sözüm ona- hükümet edenler, lüksten, itibardan hiç vazgeçmiyor!

BİR DE GERİLİM ÜSTÜNE GERİLİM!

Bütün bunlar az geliyor ki, siyasette de büyük gerilimler yaşanıyor… Ülkede 1401 belediyelik olmasına rağmen, nedense hep muhalif partilerin belediyelerine operasyonlar çekiliyor…

Oysaki daha birkaç yıl önce AKP kurucularından ve Millet Meclisi eski Başkanı Bülent Arınç’ın, başkenti 25 yıl yöneten Melih Gökçek için “Ankara’yı yedin yedin bitirdin!” sözleri havada dolaşırken, muhalif belediyeler didik didik edilerek suçlu bulunmaya çalışılıyor.

Üstelik bu belediyelerden biri, CHP’nin gelecekteki Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu olursa… Daha önce Beylikdüzü’nden başlamak üzere AKP-MHP’nin desteklediği adayları 4 kez yenen Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı konusunda yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında açık ara önde görülürken, sen tut, gelecekte rakibin olacak olan bu şahsı, kaçma ihtimali de yokken içeriye al…

Öyleyse, Ankara’da sadece Dinozor Park’a 800 milyon dolar harcayan Melih Gökçek’e neden işlemiyor bu adalet mekanizması?

Bu kanunlar muhalefet belediyelerine işliyor da AKP ile MHP belediyelerine niçin dokunmuyor? Yıllarca Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan MHP’li Aytaç Durak’ın 270 adet gayrimenkul tapusunu niçin sorgulamadınız?

Kanunlar herkes için “eşit” uygulanırsa, benim açımdan hiçbir sorun yoktur… Lakin kazın ayağı öyle değil ne yazık ki!

Şimdi gelinen bu noktada, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde karşısına kim ciddi aday olarak çıkıyorsa, ona bir kulp takıyor ve içeriye alıyorsunuz. Bu gerilimin bu haksız ve adaletsiz uygulamaların sonu nereye varacak?

***************

ANLAMLI SÖZ

“Adalet, her şeyi layık olduğu yere koymaktır… Ayakkabı ayağındır, külah ise başın…”

HZ.MEVLANA

**************