Siyasette de tıpkı ticaret gibi kar/zarar hesabı yapmıyorsanız, batarsınız.

İşte AKP son zamanlar da bu hesabı doğru yapmıyor. Attığı taşın ürküttüğü kurbağalara değmediğinin aksine bütün kurbağaların örgütlenerek eskisinden daha güçlendiğinin farkında bile değil.

Şu Fatih Altaylı’nın tutuklanması mesela…

Maksat susturmaksa eğer, yanlış hamle. Çünkü ‘Fatih Altaylı yorumluyor’ programını çok seyrediliyordu evet ama tutuklandığı ilk günden itibaren ‘boş koltuk’ görüntüsüyle yayına sokulan ‘Fatih Altaylı yorumlayamıyor’ programı kat be kat fazla seyrediliyor.

Cezaevinden gönderdiği mektuplar içeriği itibariyle çok daha etkili çok daha tesirli.

İkincisi okurken ben de çok duygulandım, hayıflandım.

Özetle aktarayım;

“Sonunda görüştük, camın arkasından bile olsa konuşmak güzeldi. Hande’nin duruşu, ağlayan avukatıma söylediği cümle şahaneydi. Herkes ona 30 yıldır niye her geçen gün daha fazla aşık olduğumu anlamıştır herhalde.

Zeynep de annesi gibi dimdik. Onunla da gurur duyuyorum.

Adalet Bakanı’na tavsiyem ise, izlemediği, dinlemediği konuşmalar hakkında yorum yapmaması.

Yargıyı etkilemeye çalışırken benim asla kullanmadığım diktatör tanımını bana yapıştırmasın. Ben Erdoğan’a diktatör demediğim gibi daha önceki bir konuşmamda tam aksini söylediğim için dinleyenlerin bazılarının tepkisini almıştım. Ama bilip bilmeden konuşmak dönemin modası ve Bakan Bey de bu modaya uymuş. Konuşmasının sonunda “yargı bağımsızdır” demeyi unutmuş,

ya da bu kadarını o bile söyleyememiş.

Bu arada duydum ki tutuklanmamı fırsat bilen RTÜK Başkanı bizden yine hukuksuz biçimde lisans istemeye başlamış.

Türkiye’de 1 Milyon YouTube yayıncısı varken bu lisansın sadece benden talep ediliyor olması da AKP döneminin adalet anlayışının simgesi gibi.

Savaş petrol fiyatlarını çok da etkilemedi, ama iktidarımız fırsatı değerlendirdi.

Akaryakıt fiyatı 50 TL’yi geçti, motorin 53 TL.

İktidar, petrolün fiyatı 110 dolarken üst üste zamlar yapmış, petrol 60 dolara gerileyince aynı düşüşü pompaya yansıtmamıştı. Ama şimdi 75 dolara çıkmasını hemen yansıttı.

Tabii motorin fiyatındaki artışın enflasyona yansımasını da göreceğiz, TÜİK’e rağmen tarımsal üretim ve lojistikteki fiyat artışı katlayan bir etki yapacak.

İktidar enflasyonu durduramıyor ama adalet için yürümek isteyen hukukçuları polis zoruyla durduruyor.

Keşke polis zoru ile enflasyonu da durdurabilselerdi ama işler öyle yürümüyor, polis zoru ile yabancı sermaye de gelmiyor.

Tam aksine siz adaletin önünü kestikçe yabancı sermayenin ve yatırımın da önünü kesiyor, mecburen kara paranın ve illegalitenin önünü açıyorsunuz. Bunu hala görememiş olmaları siyasi ve idari körlüğün zirvesine yaklaştıklarını gösteriyor.

Bizim buraya geri dönersek, içerde bile dışardan çıkarılacak sonuçlar var.

Cezaevinde kantin alışverişi için haftalık harcama limiti 3.500 TL. İyi halli bir tutuklu ya da hükümlü iseniz cezaevi yönetimi bu miktarı belirli oranda arttırabiliyor. Yani bu miktar aslında yetersiz.

Ki haftada 3.500 TL ayda 14.000 TL demek o da aslında bir emekli maaşı.

Cezaevinde kira yok, aydınlanma, ısınma, su, sıcak su bedava, günde 3 öğün yemek bedava. Ama 14.000 TL yine yetmeyip az geliyorsa emeklinin halini siz düşünün.

Üstelik de bu para cezaevinde 1 kişiye yetmiyor olmalı ki iyi halde limit arttırılıyor.

Mehmet Şimşek bilsin diye söylüyorum.

Sevdiğiniz insanlardan uzak olmak dışında tek sorun yalnızlık. Ortak alan yok, kimse kimseyi görmüyor. Diğer tutuklular ile tek karşılaştığımız yer ya görüşe ya da avukata giderken koridorda karşılaşmak veya avukat görüş odalarında camdan görmek.

Selam vermek dışında konuşmak, hele hele el sıkışmak falan söz konusu değil.

Şu ana kadar Şişli, Büyükçekmece, Beşiktaş, Gaziosmanpaşa, Esenyurt belediye başkanlarını ve bazı bürokratları gördüm. Uzaktan selamlaşıp, geçmiş olsun dedik.

En kıdemli Ahmet Özer ile dün yan yana avukat odalarında idik. Bağıra bağıra sesini duyurmaya çalışarak tavsiyelerde bulundu.

Burada yakında İBB Meclis’i toplansa en kıdemli üye olarak meclise başkanlık edecek.

Dün de dediğim gibi, pırıl pırıl gençler bu ülkeye sahip çıkarken, biz boş duramayız.

Tuzum kuru diye bir kenarda duranın tuzu da gün gelir ıslanır.

Bir ülkemiz, gençlerimizin bir geleceği var!

İkisine de sahip çıkmalıyız. İkisi de çok değerli.