Poyrazlar Gölü’nün "koruma altına alındığı" müjdesiyle hepimiz sevinmiştik ama meğer o sevincimiz biraz kursağımızda kalacak gibi görünüyor. 14 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’yi dikkatli okuyunca, meselenin aslında bir "terfi" değil, ciddi bir "tenzil" olduğu ortaya çıktı.
Haber sitelerinde "Poyrazlar tescillendi" başlıklarını görünce, gölün artık dokunulmaz olduğunu sanmıştık. Ancak gerçek şu: Gölün statüsü "Kesin Korunacak Hassas Alan" seviyesinden, bir alt basamak olan "Nitelikli Doğal Koruma Alanı" seviyesine düşürüldü. Bu sadece bir isim değişikliği değil; gölün etrafındaki koruma kalkanının delinmesidir.
Eski statüde çivi çakmak bile yasakken, yeni statüyle birlikte artık karavan parkları, çadır kamp alanları ve günübirlik tesisler gibi projelerin önü "yasal" olarak açılıyor. Doğada "kontrollü kullanım" denilen şeyin bizde genelde "rantın önünü açmak" olduğunu tecrübelerimizle biliyoruz.
Poyrazlar, Sakarya’nın sadece bir mesire alanı değil, ekosistemiyle yaşayan bir hafızasıdır. Şimdi soruyorum: Koruma derecesini düşürmek kime hizmet ediyor? Günübirlik turizm gelirleri, binlerce yılda oluşan bu ekolojik dengeyi bozmaya değer mi?
Tescillendi diye sevinirken, aslında yapılaşmanın kapısını aralamışız. Umalım ki bu yetki, yarın bir gün göl kıyısında beton yığınlarına dönüşmesin. Çünkü doğa, bir kez bozuldu mu eski haline geri dönmüyor. Poyrazlar’ı korumak, sadece kâğıt üzerindeki statülerle değil, orayı ranta kurban etmeyecek bir bilinçle mümkündür.