Bugün sosyal medyada gördüğüm ve kendimde de yaşadığım bir sorundan bahsetmek istiyorum. Videoda, İspanyol televizyonunda yapılan bir deneyden bahsediliyor. Sunucu hanımefendi haber bültenine 6 saniye ara veriyor ve sessizce bekliyor. Konuşmadan, öyle duruyor. Arkada bir şarkı çalmıyor, ekrana bir görüntü gelmiyor, hanımefendi hareket dahi etmiyor. Muhtemelen bununla karşılaşan birçok kişi ya kanalı değiştirirdi ya da eline telefonu alırdı. Amaçta tam olarak bu. Kaç saniye sabrediyoruz? Kaç saniye odaklanabiliyoruz?

6 saniye aslında çokta uzun bir süre değil. Ama hiçbir uyaran olmadan gayet de uzun bir süre.

Çünkü bizler eskisi gibi odak süresi uzun, dikkat problemi yaşamayan insanlar değiliz ne yazık ki. Sosyal medyadaki her geçen gün kısalan videolar, birbirinin aynısı uygulamalar insanların uzun süre odaklanmasını bıçak gibi bölüyor artık. Bir uygulamadan diğerine geçiyor, biraz oyun oynuyor, biraz kaydırıyor, biraz sohbet ediyor ama kafamızı telefondan hiç kaldırmıyoruz.

Ne ara bu hale geldik? Neden artık dikkatimizi toparlayamıyoruz?

Johann Hari, “Çalınan Dikkat” kitabında dikkatimizin yalnızca kişisel irade meselesi olmadığını savunuyor. Ona göre bugün yaşadığımız dikkat dağınıklığının arkasında bireysel tercihlerimizden çok daha büyük bir sistem var. Dikkatimizi sürekli bölmeye çalışan bir sistem… Dijital dünyanın en değerli kaynağı artık yalnızca bilgi değil dikkat diyor.

Çünkü dikkatimiz bir yerde ne kadar uzun kalırsa, o platform için o kadar değerliyiz. Daha fazla içerik tüketmemiz, daha fazla reklam görmemiz ve platformda daha uzun süre kalmamız isteniyor. Bu yüzden de dijital dünyada “sıkılmak” neredeyse imkânsız hale getirildi. Bir videodan sıkıldıysak diğerine geçiyoruz. Bir oyunu beğenmediysek başka bir tane indiriyoruz. Birkaç saniye boşlukta hemen telefona uzanıyoruz. Yani sürekli bir uyaran bekliyoruz.

Hiç unutamıyorum. İlkokulda ve ortaokulda Türkçe öğretmenimiz ay sonunda en çok kitap okuyana kitap kurdu rozeti verirdi. Şimdiyse kitaba başlamamla bırakmam neredeyse bir oluyor veya hemen uykum geliyor. Hatta film bile izleyemiyorum artık. Eskiden televizyonda çıkan filmleri heyecanla izlerken ya da sinemaya hevesle giderken bugün filmlere burun kıvırıyorum. Çünkü çok uzun geliyor. Dijital sistemin esiri olmayı her ne kadar istemesem de dönüş dolaşıp kendimi yine telefon başında buluyorum. Bazen başım bile dönüyor ekrana bakmaktan…

Eminim benim gibi milyonlar vardır. Düzeltmek lazım. İnsan olduğumuzu, renkleri, kokuları, temiz hava almayı, gökyüzüne bakmayı unutturan bu sistemden uzak durmak lazım. Yeniden sıkılmak, otobüs durağına yürürken telefona bakmamak, kulaklık takmamak, kahvemizi içerken bilgisayarı kapatmak lazım. Sisteme kapılmadan, benliğimizi kaybetmeden yaşayabilmek lazım.

İspanyol televizyonunun verdiği 6 saniyelik bir sessizlik ne kadar basit görünse de bugün geldiğimiz noktayı bize çok net gösterdi.