ŞAİRLER Sultanı olarak da isim yapan merhum Necip Fazıl Kısakürek, kelimeleri birbiriyle çarpıştıran, harmanlayan ve belli bir ahenk içinde sıraya sokan usta bir şairdir.
1927’de “Kaldırımlar” adlı müthiş şiiri yazdığında henüz 23 yaşında genç bir şairdi. Bu şiirle dikkatleri üzerine çeken genç şair, hayatında çeşitli dönemlerde gel-gitler de yaşadıktan sonra 1950’li yıllardan sonra da çok önemli, edebi değeri yüksek eserler vermeye başladı.
O yıllarda, yine genç yaşta vefat eden Seyyit Ahmet Arvasi
(1932-1988) ile tanışmasını ise şöyle anlatır Necip Fazıl;
“Tam 30 yıl saatim çalışmış ben durmuşum,
Gökyüzünde habersiz uçurtma uçurmuşum...”
Akabinde şiirler, tiyatrolar, romanlar ve binlerce köşe yazısı...
Kalemi sivriydi, bu yüzden devrin yöneticileri ile her zaman büyük problemler yaşamıştır. Yazdığı sert yazılar nedeniyle bir defasında 4,5 ay, bir defasında da 18 ay hapis yatan Necip Fazıl, farklı dönemlerde yazdığı yazılarla da çok defalar takibata uğradı.
Şairler Sultanı, 25 Mayıs 1983’te 79 yaşında vefat ettiğinde, hakkındaki mahkemeler devam ediyordu. 1904 yılında yine bir Mayıs ayının 26’sında doğan Necip Fazıl’ın, vefat etmeden kısa bir süre önce şu cümleleri kaleme aldığı biliniyor;
“Ne güneşler doğup battı üstümden,
Bir günü bir güne bağlayamadım...”
Şair, Fatih Camii’nin avlusunu tıka basa dolduran sevenlerinin dualarıyla Eyüp Mezarlığı’nda toprağa verildi.
GASİLHANE İMAMI ANLATIYOR
1983 tarihinde Üsküdar Selimiye Camii’nde görev yapan imam Fahri Duran şöyle anlatıyor Necip Fazıl’ın ahvalini;
“Bir gün Prof. Dr. Ahmet Hikmet Üçışık geldi ve beni arabasıyla Vakıf Gureba Hastanesi’ne götürdü.
“Burada ne işimiz var” diye sorduğumda da şöyle cevap verdi;
“Üstat Necip Fazıl vefat etti. Cenazesini sen yıkayacaksın!”
Ekipte Prof. Dr. Süleyman Yalçın, Prof. Dr. Ahmet Hikmet Üçışık ve bendeniz vardık. Cenazeyi özenle yıkadık, havluyla kuruladık, kefene sararken merhum şairin yüzüne şöyle bir baktım... Yanaklarından aşağı gözlerinden, diri bir insan nasıl ağlıyorsa, aynen öyle yaş aktığını gördüm... Kırk yıllık imamım, ben yüzlerce cenaze yıkadım ama bir ölünün gözünden yaş geldiğine hiç şahit olmadım...
GÖZYAŞINA DA GÖZYAŞI DÖKTÜK!
Zaten duygu yoğunluğu içindeydim ve bu manzara karşısında ben de gözyaşı dökmeye başladım. Ve şöyle seslendim üstada;
“Üstadım, ahiret yolculuğuna çıkarken bile bu milletin hal-i pür melaline ağlayarak gidiyorsun...”
Ekipteki profesör hocalarım da ağlıyordu...
Daha sonra üstadın Eyüp’teki mezarlığına gittiğimde dua ederken, Peygamber Efendimizin şu sözlerini hatırladım;
“Gaslinden sonra, gözlerinden yaş gelen kişiyi kutlayın... Çünkü o cennetliktir...”
NİCE FİKİR İNSANI HAPİS YATTI
Sanatçılarını, fikir insanlarını, yazarlarını, şairlerini cezaya çarptıran tek ülke biz değiliz... Her devirde her ülke tarihinde mutlaka benzer olaylar yaşanmıştır. Lakin bizde son yıllarda fazlasıyla şahit olduk aydınların hapse tıkılmasına...
Oysa bir toplum, düşünen insanların çoğaldığı zamanlarda daha mutlu ve başarılı olur. Çünkü sanatçılar, bilim ve fikir insanları gökyüzündeki yıldızlar gibidir... Geceyi aydınlatan yıldızlar ne kadar çok olursa, karanlıklar da o kadar az olur hayatımızda...
Unutmayalım ki, gecenin en karanlık olduğu zamanlar, aydınlığa en yakın olunan zamandır...
Hoşça kalın...
**********************
ANLAMLI SÖZ
“Ne gelirse başımıza Hak’tandır;
Fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır...”
N.FAZIL KISAKÜREK