Şu yaşananları demokratik ve etik değerlerle bağdaştırabilmek mümkün mü?

Aynı gün, bir yanda başta Aydın Büyükşehir Belediye başkanı Özlem Çerçioğlu olmak üzere 9 CHP’li belediye başkanı AKP’ye katılıyor.

Öbür yandan, yine aynı gün, yolsuzluk yapmak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yapmak iddiasıyla bir Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve 16 kişi tutuklanıyor.

Yine aynı gün partisinin kuruluş yıldönümü ve partiye yeni katılımlar töreninde konuşan Sayın Erdoğan, dün yazdığım gibi, parti değiştirenlere; “Rüzgar gülü gibi esintiye göre yön değiştiren, eğilip, bükülen bir siyasi anlayış popülizmin bataklığında debelenmeye mahkumdur. Şimdi ben buradan sesleniyorum: ya siz iradenizi nasıl oluyor da bu kadar ucuza satıyorsunuz” diyen Erdoğan, konuşmasında olayı eleştiren muhalefete ‘hadi oradan’ diyor.

Tam cümlesi de şöyle; "24. yaşımızı kutladığımız bu müstesna günde AK Parti ailesini yeni katılımlarla daha da büyütüyoruz. Dünden beri ahlaksızca her türlü insani değeri ayaklar altına alan hoyrat bir üslupla AK Parti ailesinin yeni üyelerine saldıranlara 'haydi oradan' diyorum."

Şirazesi çoktan kaymış siyasetin geldiği, getirildiği nokta bu…

Devletin bütün imkanları ve kurumları ‘sopa’ gibi kullanılarak siyaset dizayn ediliyor.

Baskı ve tehditlerle insan iradesi gasp ediliyor.

Hepsini geçtim de ‘büyümek’ nedir? Malumunuz bir hormonla büyümek vardır bir de doğal yani organik.

Başka partilere gönül vermiş birilerini farklı metotlarla bünyenize katmak büyümek midir?

Bu büyümenin, omuzlara alınınca ‘ben büyüdüm, kocaman oldum’ diyen çocukların büyümesinden farkı var mıdır?

Dolayısıyla kendinizi kandırıyorsunuz…

Büyümenize vesile olanlara gelince, siz gerçekten onların sizden olduğuna, sizin gibi düşündüğüne ve size zerre kadar bir katkı sağlayacağına emin misiniz?

Onlara güvenebilir misiniz mesela?

Bir insan neden saf değiştirir? Ya da bir siyasi ya da bir belediye başkanı?

Bunun temel sebeplerinden birisi, bizzat kendi ifadenizle iktidar partisinden yani sizden olmayan bir belediye başkanı ‘topal ördek’tir de ondan. Elini kolunu bağlarsınız, önünü kesersiniz, engellersiniz, o da bakar ki böyle olmuyor, size yanaşır çaresiz…

Diğer önemli sebep, bulursunuz bir açığını, tepesine çökersiniz, Özgür Özel’in dediği gibi ‘ya içeri atıl ya partime katıl’ şantajı yaparsınız.

Başka türlü bir CHP’linin size katılması mümkün mü?

Hadi o katıldı diyelim, sizin onu benimsemeniz, bağrınıza basmanız mümkün mü?

Dolayısıyla bu şekilde partinize katılımları çok abartmayın. Siz aklınızca ‘algı’ yarattığınızı zannedersiniz ama bu algı o algı olmaz. Nitekim olmuyor da…

15 Temmuz sonrası bütün meydan ve binaları “Biz bu dünyada milletin gücünün üzerinde bir güç görmedik, tanımadık” mealinde afişlerle donatmıştınız. ‘Milletin iradesinden başka bir güç tanımadım, tanımam’ diyordunuz.

Doğru sözdü gerçekten ama siz yanlış anladınız ve yanlış kullandınız...

Lafa söze geldi mi millet iradesi üzerinden siyaset yapmak kolay ama icraata gelince öyle olmuyor.

Şimdi, onbinlerce CHP oyuyla seçilen bir başkanı hiç de hoş olmayan metotlarla bir nevi satın almak, millet iradesine yapılan en büyük saygısızlık değil de nedir?

Binlerce insanla dalga geçmek, siz seçersiniz ama biz alır, biz kazanırız demek seçmenle dalga geçmek değil midir?

Aklı başında eli vicdanında hiç kimse, 2002’den 2009’e kadar CHP milletvekili, 2009’den bugüne dek de CHP Aydın Belediye Başkanlığı yapan Çerçioğlu’nun, İmamoğlu ve CHP’li belediyelere yolsuzluk soruşturmaları açılıp tutuklamalar başladıktan sonra AK Parti ampulündeki ışığı görüp siyasi ve ideolojik aydınlanma yaşadığını düşünmez, düşünemez... Mümkün mü yahu?

Son zamanlarda yapılan araştırmalar ‘adalete güven’ duygusunun dip yaptığını gösteriyordu.

Biz de ya o kadar değildir diyorduk.

Öyle olduğunu ve yargıyı sopa gibi kullandığınızı açık açık ilan etmiş oldunuz maalesef…