İhanetin en tehlikeli biçimi, dua kisvesine bürünmüş olanıdır. Çünkü orada, insanın en savunmasız hâliyle yöneldiği Tanrı’ya uzanan ellerin arkasında, bir hançer saklıdır. Fetullahçı Terör Örgütü dediğimiz o karanlık yapı, işte bu hançeri millete saplayan en sinsi ihanetin adıdır.
Yüzyıllar boyunca bu topraklar nice düşman gördü; kılıçla geleni, toprağı işgal edeni tanıdı. Fakat bu ihanet, minberden indi, kürsüye çıktı; tesbihi eline aldı, yalanı ayet gibi sundu. O yapının kurucusu ve şeyhi, Tanrı’nın adını ağzına alarak, Şeytan’ın menziline yürüdü. Kandırmadı sadece; iman edenleri, ihanetin askerine dönüştürdü.
Devletin damarlarına sızdı, milleti birbirine düşürdü, orduyu, yargıyı, eğitimi bir virüs gibi sardı. “Hizmet” dediler, ama hizmet ettikleri tek şey emperyalizmdi. “Cemaat” dediler, ama kurdukları tek şey bir casusluk ağıydı. “Nur” dediler, o nurun içinde karanlık bir put yaktılar.
Bir milletin tanklarını kendi halkına çeviren bir akıl, ne mümin olabilir, ne insan. 15 Temmuz gecesi, o aklın gerçek yüzü açığa çıktı: dualar sahteydi, kalpler mühürlüydü, niyetler şeytaniydi. Milletin üzerine yağdırılan mermiler, birer “vaaz” sanrısının sonucuydu.
Bu örgüt, sadece bir terör yapısı değil; bir ahlaki çürümenin sembolüdür.
Akıl, imanla bağını kopardığında nasıl bir canavara dönüşür, bunu gösteren ibret vesikasıdır.
Okul kurup beyin yıkamak, yardım toplayıp hain beslemek, imam adı altında casusluk yapmak — bunlar artık tarihe “Fetullahçılık” olarak geçti: dini kullanarak devleti satmanın, Allah’ı dillerine alıp şeytana biat etmenin adı.
Fetullah Gülen denilen o karanlık figür, bir mürşid değil; bir tiyatro yönetmenidir. Rol dağıtmış, maskeler dağıtmış, sahne kurmuş — ama perde indiğinde, sahnede kalan sadece ihanettir.
Bugün, milletin hafızasında bu örgüt, yalnızca kanla, gözyaşıyla ve utançla anılacaktır.
Çünkü hiçbir dua, ihanetin üstünü örtemez.
Hiçbir “hizmet” kelimesi, bir milletin kalbine sıkılan kurşunu temize çıkaramaz.
Ve hiçbir sahte peygamber, halkın vicdanında af bulamaz.
Fetullahçı terör, yalnızca devlete değil, imana da saldırıdır.
O yüzden bu ihanet, mahkemelerde değil; milletin vicdanında ebediyen mahkûmdur.
> “Gerçek iman, maskesizdir.
Maskeyle yapılan ibadet, küfrün inceltilmiş hâlidir.”
— Semih Aslanlar