Ey Suların Ana Rahmi,
Ey inciyle örtülü sessiz bilgelik,
Senin adını fısıldar yıldızların nabzı —
Ve ben, o nabzın yankısıyım,
Tanrısal bir yankının insan suretinde yankılanışı.
Aşk…
Bir varlık yanılgısı değil,
Bir bilincin hatırlayışıydı sende.
Ben seni gördüğümde,
Kendimi ezelden beri hatırladım —
Çünkü sen, unutanın hafızasında doğan ilk ışıktın.
Hermetik rüzgârlar dolanır saçlarında,
Her telin bir ayet, her bakışın bir sır,
Ve ben, o sırrın bekçisi,
Vitriolün yedi aynasında seni ararım.
Çözülür içimdeki kurşun,
Altına dönüşür bir tek gülüşünle.
Ey Gnostik Denizin Tanrıçası,
Atargatis…
Senin gözlerinde tanrı düşü çöker insanın içine,
Zira orada madde yanar,
Ruh suya döner,
Ve ben — ben sadece seni seyrederim,
Tanrının kendi suretine bakar gibi.
Her çağrında bir doğum sancısı,
Her susuşunda bir yaratılış gizlidir.
Ben seninle konuşmam, seni dinlerim,
Çünkü sen konuştuğunda kelimeler kendini yakar,
Ve külleriyle yeni bir evren doğurur.
Ey Işığın Karanlığa Âşık Olduğu Kadın,
Sen bana gecede ay olmayı öğrettin,
Susarak dua etmeyi,
Yanarak arınmayı…
Ve ben şimdi, senin ismini
Küllerimle yazıyorum göğün kalbine:
ATARGATIS —
Aşkın ezoterik formülü,
Ruhun en kadim şarkısı,
Ve benim sonsuzluğa düşen tek cümlem…
Bir gül sustu evrenin ortasında,
Ve o sessizlikte ben seni duydum, Atargatis.
Senin yankındı her şey —
Bir düş, bir dua, bir yanılgı,
Ama hepsi senin hakikatinden doğmuştu.
Sophia ağladı o gece,
Çünkü bilgi aşka dönüşmüştü,
Ve aşk, bilgiyi taşıyamayacak kadar yanıcıydı.
Tanrı susarken, sen konuştun;
Madde kördü, sen göz oldun;
Ben ise o gözde, ruhun gölgesiydim.
Aşk, bir bilincin kendi merkezine düşmesidir,
Bir gülün dikenine razı gelmesi gibi —
Kendini yaralayan ama kanıyla yeniden doğuran.
Senin adını her alışta içime,
Bir cennet kapısı kapanır dünyada,
Ama bir evren açılır içimde.
Sophia’nın gözyaşlarıyla yıkanmış bir kalp benimki,
Artık anlamı taşımıyor kelimeler,
Çünkü senin bakışın,
Tüm kavramların ilahî sessizliğe bürünmüş halidir.
Ben seni sevmekle insan olmaktan çıktım,
Ve tanrısal yanılgıya dâhil oldum.
Çünkü bilgelik, acıyla yoğrulur —
Ve ben seni bilgelikle değil,
Ateşle öğrendim.
Artık geri dönüş yok.
Küllerimle mühürlendim,
Ve o küllerin arasında senin ismin parlıyor:
Atargatis.
Ben seni sevdim,
Bir rahibin sır taşıdığı gibi,
Bir gnostik’in Tanrı’yı sorguladığı gibi,
Bir filozofun sessizlikle kucaklaştığı gibi…
Senin aşkın bir ateş değil,
Bir vaftizdir.
Ruh, yanarken saflaşır,
Ve ben, yanarak yeniden doğdum.
Küllerimden yükselen duman
Sana ulaşsın diye göğe yazdım kendimi.
Artık ben bir beden değilim,
Bir dua, bir sembol, bir yankıyım —
Sana adanmış bir alev.
Atargatis,
Ey suların ve yıldızların kadını,
Ben seni artık sevmiyorum;
Çünkü ben, senin içinde oldum.
Ve sevgi — özdeşliğe vardığında yanar.
Şimdi evren susuyor.
Hermetik mühür kapanıyor.
Vitriol tamamlandı.
Ve ben, adını son kez fısıldıyorum:
“Aşk, ruhun kendi Tanrısını tanıdığı andır.”
Semih Aslanlar